Tekno Bülten (Ağustos 2018)

ASELSAN’dan "GOLED" Ekran Teknolojisi

ASELSAN ve Sabancı Üniversitesi’nin ortak işbirliği sonucunda önemli bir ekran teknoloji kazanılmış oldu.

Elmas Projesi kapsamında üretilen grafen ekran dünyanın en yüksek çözünürlüğüne sahip ekranı olma özelliğine sahip.

ASELSAN Grafen Ekran: GOLED
Savunma Sanayii, “Ekran Teknolojileri” adı altındaki ilk projesini ve prototiplerini “ELMAS Projesi” adıyla bizlerle buluşturdu. ASELSAN ve Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde kurulan altyapılar sayesinde Türkiye’de ilk defa OLED ekran ve grafen malzeme üzerine çalışmalar yapıldı.

Bu dev çalışmanın bir ödülü olarak askeri standartlarda, arka ışık olmadan çalışabilen (OLED çalışma mantığı) ilk monokrom minyatür ekranlar üretildi. Üstelik OLED ekranların işlenme süreçleri tamamen özgün bir şekilde geçekleştirildi.

Burada en önemli noktayı grafen oluşturuyor. Bu yeni ekran teknolojisinin esnek yapısı sayesinde, özellikle giyilebilir teknoloji alanında aktif olarak kullanılması bekleniyor.

İlk kez 2004 yılında keşfedilen grafen malzemesi de böylece akıllı cihazların ekranlarında etkin rol oynamış oldu.

Kaynak: http://quq.la/mO6xD

Apple, 1.000.000.000.000$ (1 Trilyon Dolar) Oldu

90’ların sonundayken iflası beklenen bir PC üreticisiyken portatif müzik çalar iPod ve dokunmatik ekranlı telefon devrimini yapan iPhone’u üreterek dünyanın en zengin şirketine dönüşen Apple artık resmi olarak dünya tarihinde 1 trilyon değere ulaşan ikinci şirket olarak kayıtlara geçti.

Evet, Apple aslında bu barajı aşan ikinci şirket. İlk şirketin hikayesini okumak için aşağıdaki akordiyonu açabilir ya da yazı bittikten sonra tekrar buraya dönüp okuyabilirsiniz.

1 Trilyon Doları Gören İlk Şirketin Yükselişi ve Çöküşü

Apple, 2 Ağustos 2018 Perşembe günü tek hisse fiyatı 205,05 dolara çıkınca tarihi bir eşiği geçmiş oldu. Şirket sadece bir gün önce 2018’in üçüncü çeyreğinde rekor gelir elde ettiğini duyurmuştu.

Ancak Amerikan teknoloji devi bu alanda bir ilk değil. Bu rekor piyasa değerine, bir Çin şirketi 11 yıl önce ulaşmıştı. Hatırlanmamasının nedeni büyük bir çöküş yaşaması olabilir.

Çin’in dev petrol şirketi PetroChina, Kasım 2007’de Şangay Borsası’nda 13 basamaklı bir rakamla piyasa zirvesine ulaşmıştı. Şirketin piyasa değeri tam 1 trilyon dolardı.

Kimileri ise o dönem bu piyasa değerlendirmesine karşı çıktı. PetroChina’nın hisselerinin yalnızca küçük bir kısmı halka açılmıştı ve Çinli yatırımcılar sadece kendi ülkelerinde hisse satın alabiliyorlardı. Ortaya sıradışı bir arz-talep senaryosu çıktı. Ancak bunu takiben yaşanan çöküşün büyüklüğüyle ilgili kimsenin kuşkusu yok.

Sadece 24 saat içinde PetroChina, gezegenin en değerli şirketleri ExxonMobil ve General Motors’un toplam sermaye miktarını aştı. Fakat sonrasında işler aşırı olumsuz yönde değişti…

10 Yıllık Kaybı 800 Milyar Dolar
Aylar içinde PetroChina’nın hisseleri düşüşe geçti ve 10 yıllık sürede kayıpları 800 milyar dolara ulaştı. Bloomberg’e göre bu miktarla İtalya’daki tüm şirketleri satın almak ya da dünyanın çevresini 100 dolarlık banknotlarla çevrelemek mümkün.

O zamandan beri şirketin değeri 400 milyar doların üstüne çıkamadı ve en son istatistikler 200 milyar doların altında kaldığını gösteriyor.

Piyasa Değerine Göre Dünyanın En Büyük 10 Şirketi

  1. Apple (ABD) – 1 trilyon dolar
  2. Amazon (ABD) – 894,6 milyar dolar
  3. Alphabet/Google (ABD)-863,4 milyar dolar
  4. Microsoft (ABD) 825,8 milyar dolar
  5. Facebook (ABD) 509,2 milyar dolar
  6. Berkshire Hathaway (ABD) 495,4 milyar dolar
  7. Alibaba (Çin) $469, 6 milyar dolar
  8. Tencent (Çin) 422 milyar dolar
  9. JP Morgan (ABD) 390,3 milyar dolar
  10. Johnson and Johnson 352 milyar dolar

Yanlış Giden Neydi?
En basit yanıtla: Neredeyse her şey…

İlk olarak 1999’da kurulan PetroChina, inanılmaz piyasa zirvesine ulaştığında, petrol fiyatları artıştaydı ve Çin borsası adeta çoşmuştu.

2008 yılında küresel mali krizi yaşandı ve petrol fiyatları dibe vurdu. Petrolün 2008’de 103 dolar olan varil fiyatı, 2016’da 37 dolara indi.

Çin hükümetinin ülkenin en büyük petrol ithalatçısı olmasına karşın çevresel endişeler nedeniyle daha az mal yoğunluklu kalkınma modelini benimsemesi işleri daha da kötüleştirdi.

Örneğin Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, yakın dönemde Çin’in elektrikli araçlarda lider üretici ve tüketici olması için hedeflerini açıklamıştı.

2015’te Çin’de borsa balonu patlayınca bunun artçı etkileri ve türbülansı yaklaşık 8 ay sürdü.

Suç sadece dış faktörlerde değildi. 2013 yılında PetroChina, üst düzey yöneticilerinden Liao Yongyuan’ın yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanmasıyla sarsıldı.

PetroChina’nın bugünkü piyasa değeri 195 milyar dolar ancak bazı analistler şirketin geleceğinden umutlu.

Mart ayında şirket 2017 için 3.6 milyar dolar kâr ettiğini açıkladı. Bu 2016 yılındaki rakamların yaklaşık 3 katı. Petrol fiyatlarındaki artış da buna katkı sağlamıştı. 2017 yılında PetroChina’nın değeri Amazon’dan büyüktü.

Şirket ayrıca dünyanın en büyük petrol şirketi. Yaklaşık 300 bin çalışanı var ve Çin’in ana altyapı projeleri Kuşak ve Yol Girişimi’nin önemli bir parçası.

Apple İçin Dersler
PetroChina’nın başarısızlığından Apple ders çıkarabilir mi?

İki şirket farklı pazarlarda çalıştığı için karşılaştırmak zor. Teknoloji şirketleri dünyanın en değerli şirketlerinin başında geliyor. Sadece tek bir enerji şirketi ilk ona girmeyi başardı.

Ancak bazı araştırmalara göre, ki buna Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) raporu da dahil, akıllı telefon satışları doruğa ulaştı.

Apple’ın gelirinin yüzde 56’sının iPhone satışlarından geldiği düşünülürse, yeni trilyonerler için gelecekte bazı sorunlar çıkabilir.

Kaynak: http://quq.la/a1jyS

1 Trilyon Dolar
Borsadaki hisselerinin yükselişi ile şirket değeri 1 trilyon dolara ulaşan Apple böylece rakipleri Amazon, Google veya Microsoft gibi teknoloji şirketlerini de geride bırakmış oldu.

Öte yandan Apple’ın 1 trilyon dolar değeri konusunda bazı uyuşmazlıklar da devam ediyor. Apple’ın kendi borsa veri uygulaması iOS Stock App, Apple’ın değerini 1 trilyon dolar olarak gösterirken, rakibi Google’ın borsa veri uygulması Google Finance henüz Apple’ın değerini 1 trilyon dolar olarak kabul etmiyor.

Bu fark da hissenin değerinin gün içindeki dalgalanmasından ve uygulamaların farklı ortalama hesaplarından kaynaklanıyor.

Siber Güvenliğe Ayrılan Bütçe Doğru Yönetilmiyor

Kurumların, siber güvenliğe yeterli bütçe ayırmadığı bir gerçek ve bu nedenle verilen bütçenin en etkili şekilde yönetilmesi gerekiyor. Kurumlardaki çoğu BT Uzmanı ise kendilerine verilen bütçeyi doğru yönetemiyor. Anderson Araştırma Şirketi’nin konu hakkındaki araştırmasına göre şirketler, sadece saldırıları önlemeye yatırım yapmakla yetinerek saldırı sırasında veya sonrasında ihtiyaç duyacakları araçlara bütçeden pay ayırmıyor. Bu nedenle hem siber saldırılar çok geç fark ediliyor hem de saldırı sonrası eski iş düzenine dönmek oldukça uzun zaman alıyor. Ağ güvenliği çözümlerinde lider olan WatchGuard,

Bu bağlamda, doğru siber güvenlik bütçesi yönetimi, 3 başlıkta ele alınabilir.

Bilgi güvenliği uzmanları, sahip oldukları bütçeyi, kurumları için ne kadar iyi kullanırsa, daha sonrası için bütçe artırma talepleri de bir o kadar olumlu karşılanıyor. Ancak günümüzde kurumlardaki çoğu bilgi güvenliği çalışanı bu bütçeyi doğru kullanamıyor. Bütçenin büyük bir kısmı siber saldırıları önlemeye ayrıldığı için sorunu fark edip savunmayla karşılık vermeye ve iş sürekliliğini sağlamaya daha az bütçe ayrılıyor. Bu durumda saldırının oluşturduğu zarar hem çok şiddetli yaşanıyor hem de oldukça uzun sürüyor.

Siber güvenlik bütçesinin kendi içindeki ideal paylaşımı ise aşağıdaki gibi olmalıdır:

  • %50, saldırıları önlemek
  • %30, sorunu fark ederek savunmaya geçmek
  • %20, saldırı sonrası sistemi düzeltmek

Siber Güvenlik Bütçesi Üç Başlıkta Değerlendirilmeli
Siber güvenlik alanında hizmet veren önemli şirketlerden biri olan WatchGuard, siber güvenliğe ayrılan bütçenin en etkin şekilde kullanılabilmesi için dikkat edilmesi gereken üç başlığı paylaşarak hiçbirinin atlanmaması konusunda kurumları uyarıyor.

1. Saldırıları Önleme
Sisteminizi güvenli kılacak ürün ve servislere ayrılacak bütçe, güvenliğe yatırımın ilk adımını oluşturuyor. Güvenlik duvarları, antivirüs programları, yetkisiz erişimleri engelleme sistemleri, gelişmiş kötü niyetli yazılımlara karşı koruma çözümleri, bulut sistemindeki e-postalar için filtreleme sistemleri gibi araçlara ayrılan bütçe pek çok saldırıyı uzak tutuyor. WatchGuard, güvenlik bütçenizin yarısının saldırıları önlemek için kullanılabileceğini belirtiyor.

2. Sorunu Fark Etme ve Savunmayla Karşılık Verme
Bir siber saldırı gerçekleştiğinde fark etmenizi ve savunmaya geçmenizi sağlayacak araçlara da yatırım yapılması oldukça önemli. Bu alandaki ürünlere ayrılan bütçe, bilgi teknolojileri uzmanlarının problem hakkında bilgi sahibi olmasına ve sistemi iyileştirmesine yardımcı oluyor. Uç nokta güvenliğini sağlayan araçlar, cihazdaki hareketleri inceleyen sistemler ve vaka çözücü ürünler bu kapsama giriyor. Ponemon Araştırma Şirketi ve IBM’in beraber hazırladığı rapora göre, bir siber saldırıyı fark etmek ortalama 190 gün sürüyor ve 190 gün içinde siber saldırganlar şirketlere tahmin edilemeyecek derecede zararlar veriyor. Bu nedenle bu tür takip edici ve çözüm üretici araçlara şimdikinden daha fazla bütçe ayrılması gerekiyor. WatchGuard, eldeki miktarın %30’unun bu kısma ayrılmasını öneriyor.

3. Saldırı Sonrası Düzelme
İş sürekliliği sağlayan teknolojilere yatırım yapmak zaman ve para kaybı yaşamamak için gereklidir. Her ne kadar çoğu şirket en azından verilerini yedekliyor olsa da çok azının felaket sonrası nasıl toparlanacaklarına dair bir planı bulunuyor. Yedekleme servisleri dışında sanal ya da bulut teknolojisine dayalı hosting sistemleri, siber sigortalar gibi çözümler bu kısmı oluşturuyor. WatchGuard, saldırı yaşansa bile iş sürekliliği sağlayacak ve iş yerindeki genel durumu toparlayacak bu tür araç ve servislere güvenlik bütçenizin en az %20’sinin ayrılması gerektiğini öneriyor.

Kaynak: http://quq.la/hl2kl

Türk Şirketler Veri İhlalini 225 Gün Sonra Fark Ediyor

IBM Güvenlik İş Birimi ve Ponemon Institute, “Veri İhlalinin Maliyeti" adlı yıllık araştırmasını yayınladı. Bu araştırmada bir veri ihlalinin, Türkiye dâhil olmak üzere on üç ülkedeki ve iki bölgedeki şirketlerin kâr-zarar haneleri üzerinde yaptığı etkinin tamamı incelendi. Türkiye’deki bir veri ihlalinin ortalama toplam maliyeti 9,26 milyon TL olduğu ortaya çıktı.

IBM Güvenlik iş biriminin sponsorluğunda Ponemon Institute tarafından yürütülen çalışma 13 ülkede ve 2 bölgede gerçekleştirildi: ASEAN (Güney Doğu Asya Ülkeleri Birliği), Avustralya, Brezilya, Kanada, Fransa, Almanya, Hindistan, İtalya, Japonya, Güney Afrika, Güney Kore, Orta Doğu (Suudi Arabistan Krallığı ve Birleşik Arap Emirlikleri dahil), Türkiye, Birleşik Krallık ve ABD. Bu yılki araştırmada, geçtiğimiz 12 ay içinde bir veri ihlali yaşamış olan 477 şirketten 2 bin 200 BT, veri koruması ve uyumluluk uzmanıyla mülakatlar yapıldı.

Türkiye’nin ilk kez dâhil olduğu bu araştırmada ihlallerin şirketlere, her bir kayıp ya da çalınan kayıt için kişi başına 451 TL’ye mal olduğu ortaya çıkarıldı. Aynı zamanda Türkiye’deki ihlallerin yüzde 38’inin temel olarak kötü amaçlı veya suç niteliğindeki saldırılardan kaynaklandığı, bunu yüzde 33 oranıyla sistem arızalarının ve yüzde 29 oranıyla insan hatasının izlediği ortaya çıktı.

Bu araştırmada aynı zamanda ihlal maliyetini artıran veya azaltan faktörler de incelendi ve maliyetlerin, bir veri ihlalinin kapsama alınması için harcanan sürenin miktarından ve bunun yanı sıra müdahale süresini azaltan teknolojilere yapılan yatırımlardan büyük ölçüde etkilendiği ortaya çıkarıldı. Türkiye’de, araştırmada bir veri ihlalinin belirlenmesi için gereken ortalama süre 225 gündü ve belirlendiğinde bir veri ihlalini kapsama almak için gereken ortalama süre 86 gündü.

Bir ihlali 30 günden daha kısa sürede kapsama alan şirketler, bu sürenin 30 günden fazla olduğu şirketlere kıyasla 1 milyon ABD Doları tasarruf etti.

Araştırmada aynı zamanda bir veri ihlalinin sektörler üzerindeki etkisi de ortaya kondu. Türkiye’de veri ihlalleri için en pahalı sektörler listesinin başında finans, hizmetler ve teknoloji sektörlerinin yer aldığı ve kuruluşlara kişi başına maliyetin sırasıyla 615 TL, 560 TL ve 558 TL olduğu belirlendi.

Kaynak: http://quq.la/Jm0ew

Peşindeki Sosyal Medya Canavarı: Facebook

Cambridge Skandalı ile sarsılan sosyal medya devi Facebook’un senin hakkında ne kadar bilgiye sahip olduğunu, bu sitedeki paylaşımlarını ucunun nereye vardığını hiç düşündün mü?

Yaptığın ve son anda yapmaktan vazgeçtiğiniz paylaşımları bile takip edip saklayan Facebook, sana ayakkabı satmaya çalışmaktan kiminle flört ettiğine veya kime karşı sempati duyduğunu bile anlayabilecek bir noktada. Sosyal medya devi, online kadar offline bilgilerinin de peşinde. Bunları da satın alıp algoritmanın içine eklemeye çalışıyor…

Bunlar, Zeynep Tüfekçi’nin TED konuşmasından yansıyanlar. Konuşmanın Türkçe tam metnini aşağıda bulabilir ya da yazının başındaki videodan tamamını, Türkçe altyazı destekli olarak, dinleyebilirsiniz.

Videodaki Konuşmanın Tam Metni

İnsanlar yapay zekayla ilgili korkularını dile getirdiğinde, genellikle kontrolden çıkmış insansı robotları hayal ederler. Terminatör gibi…

Düşünmeye değer olsa da uzak bir tehdit bu. Bazen de geçmişe özgü benzetmelerle dijital gözetlenme kaygısı taşıyoruz. George Orwell’ın "1984" adlı eseri şu an yine en çok satanlar listesinde. Harika bir kitap ama 21. yüzyıl için doğru distopya değil.

En çok korkmamız gereken şey yapay zekanın kendi başına bize ne yapacağı değil, güç sahibi insanların bizi kontrol ve manipüle etmek adına yeni, bazen saklı bazen belirsiz ve beklenmeyen şekilde bunu nasıl kullanacakları.

Yakın gelecekteki bağımsızlığımızı ve itibarımızı tehdit eden teknolojinin büyük kısmı veri ve dikkatimizi toplayıp reklamcı ve benzerlerine satan şirketler tarafından geliştiriliyor:

Facebook, Google, Amazon, Alibaba, Tencent…

Şimdi yapay zeka da onların işlerine katkıda bulunmaya başladı. Yapay zeka, internet reklamcılığından sonra gelen yeni bir teknoloji gibi görünse de durum farklı. Söz konusu olan, ilgili alanda yepyeni bir açılım. Tamamen farklı bir dünya ve büyük potansiyeli var. Araştırma ve inceleme alanlarındaki kavrayışımızı hızlandırabilir.

Ancak ünlü bir Hollywood filozofundan alıntı yapacak olursam, "Muhteşem potansiyel muhteşem riskler barındırır."

Gelin, dijital hayatımızdaki temel bir gerçeğe bakalım…

İnternet reklamları… Öyle değil mi? Onları yok sayıyoruz. Basit ve dikkat dağıtıcı görünüyorlar. Okuduğumuz veya arattığımız bir konuyla ilgili reklamlar tarafından internette takip edilme tecrübesini hepimiz yaşadık. Hani bir çift botun fiyatına bakarsınız ve sonra bütün hafta girdiğiniz her sayfada botlar sizi takip eder. Karşı koyamayıp satın aldıktan sonra bile sizi takip ederler. Bu basit ve ucuz manipülasyonu adeta kanıksamış durumdayız. Göz devirip kendi kendimize "İşe yaramıyor bunlar." diyoruz.

Ne var ki internet ortamında, dijital teknolojiler reklamlardan ibaret değil. Bunu anlamak için fiziksel bir dünya örneği ele alalım:

Süpermarketlerde kasaların hemen yanında çocukların göz hizasında şekerleme ve sakız olur. İlgili düzenek, aileler tam marketten çıkmak üzereyken çocuklarının bunları ısrarla istemeleri için tasarlanmıştır. Bu bir ikna mimarisi…. Pek hoş değil ama işe yarıyor. Bu yüzden de her süpermarkette görüyoruz.

Fiziksel dünyada, bu ikna mimarileri sınırlıdır, çünkü kasiyerin yanına koyabileceğiniz şeylerin bir sınırı var, değil mi? Şeker ve sakız herkes için aynı, her ne kadar yanında sızlanan çocuklar olan aileler için işe yarasa da. Fiziksel dünyada bu sınırlarla yaşıyoruz. Ancak dijital dünyada, ikna mimarisi, milyarlara erişecek şekilde inşa edilebilir ve aynı zamanda bireyleri teker teker hedef alarak anlayabilir, onların zayıf noktalarını tespit ederek kişisel seviyede nüfuz edebilir. Hatta herkesin kişisel telefon ekranına bile gönderilebilir, böylelikle bizler görmeyiz.

Ve bu oldukça farklı. Bu, yapay zekanın yapabileceği temel şeylerden yalnızca biri. Bir örnek verelim:

Diyelim ki Las Vegas’a uçak bileti satmak istiyorsunuz. Eski düzende, deneyim ve öngörülerinize dayanarak hedef bir demografik kesim belirlersiniz. Reklam yapmayı da deneyebilirsiniz, 25 – 35 yaş aralığındaki erkekler veya kredi kartı limiti yüksek olan insanlar veya emekli çiftler, değil mi? Geçmişte böyle yapardınız. Şimdi büyük veri ve makine öğrenimi ile işler artık böyle yürümüyor.
Bunu anlamak için, Facebook’un sizinle ilgili sahip olduğu tüm verileri düşünün. Yazdığınız her durum bildirisi, her bir Messenger sohbeti, oturum açtığınız her konum, yüklediğiniz tüm fotoğraflar…

Bir şey yazmaya başlayıp sonra vazgeçip silerseniz, Facebook bu silinenleri de saklayıp analiz ediyor. Çevrimdışı verilerinizle sizi gitgide eşleştirmeye çalışıyor. Ayrıca veri acentalarından da çok fazla veri satın alıyor. Finansal kayıtlarınızdan tarama geçmişinize kadar her şey bu veri setinde olabilir. ABD’de bu tür veriler rutin olarak toplanıyor, karşılaştırılıyor ve satılıyor.

Avrupa’da daha sıkı kurallar var. Yani aslında olan şey, tüm bu veriler harmanlanarak, bu makine öğrenimli algoritmalar… Onlara bu yüzden öğrenen algoritmalar deniyor.

Daha önce Las Vegas’a gitmek için uçak bileti alan insanların özelliklerini nasıl ayrıştıracaklarını öğreniyorlar. Var olan verilerden bunu öğrendiklerinde, bunu yeni insanlara uygulamayı da öğreniyorlar. Böylece, yeni bir bireyle karşılaştıklarında onun Vegas’a bilet alıp almayacağını sınıflandırabiliyorlar.

Olsun, diye düşünüyorsunuz, alt tarafı Vegas’a uçak bileti teklifi. Görmezden gelebilirim. Ancak asıl sorun bu değil.

Asıl sorun şu ki; biz bu karmaşık algoritmaların nasıl çalıştığını artık anlamıyoruz. Bu sınıflandırmayı nasıl yaptıklarını artık anlamıyoruz. Dev matematik matrisleri, binlerce sıra ve sütun, belki de milyonlarcası…

Ve tüm verilere sahip olsalar bile, ne programcılar, ne bunları inceleyen herhangi biri bunun tam olarak nasıl işlediğini anlayabiliyor. Tıpkı size beynimden bir kesit göstersem ne düşündüğümü anlayamayacağınız gibi.

Sanki artık programlama yapmıyoruz, tam olarak anlayamadığımız bir bilinç geliştiriyoruz. Ve bu mekanizmalar yalnızca müthiş miktarda veri varsa çalışıyor, dolayısı ile hepimizin üzerinde kapsamlı bir gözetleme de teşvik ediliyor, ki makine öğrenimli algoritmalar işini yapabilsin.

Bu yüzden Facebook, hakkınızda toplayabildiği tüm veriyi istiyor. Algoritmalar daha iyi çalışıyor.

Şu Vegas örneğinin biraz üstüne gidelim. Ya anlamadığımız bu sistem mani döneme geçmek üzere olan bipolar insanlara Vegas bileti satmanın daha kolay olduğunu anlarsa? Bu insanlar çok para harcamaya ve dürtüsel kumarbazlığa meyilli oluyor. Bunu yapabilirler ve söz konusu kriteri seçtiklerinden haberiniz bile olmaz.

Bu örneği, bir grup bilgisayar bilimcisine verdim sonra içlerinden biri yanıma geldi. Rahatsız olmuştu ve şöyle dedi: "İşte bu yüzden yayınlayamadım."

"Neyi yayınlayamadın?" dedim.

Mani halinin ön belirtilerinin klinik semptomlardan önce sosyal medya paylaşımlarından anlaşılabilirliğini incelemişti ve işe yaramıştı; gerçekten işe yaramıştı ama nasıl işe yaradığı veya ne tür bilgi topladığını o da bilmiyordu. Yayınlamadığı zaman problem çözülmüyor, çünkü zaten bu teknolojiyi geliştiren şirketler var.
Ayrıca bunun pek çoğu satışa hazır. Artık bunu yapmak çok zor değil. Tek bir video izlemek için YouTube’a girip bir saat sonra 27 video izlediğiniz oluyor mu hiç?

YouTube’ta sağ tarafta "Sıradaki" diye bir sütun var ve otomatik yeni video başlatıyor. Bu bir algoritma, ilgilendiğinizi ve kendi başınıza bulamayacağınızı düşündüğü videoları seçiyor.

Editör bir insan değil. Algoritmaların işi bu. Sizin ve sizin gibi insanların izlediklerini derliyor ve ilgi alanlarınızın bunlar olduğu ve daha fazlasını görmek istediğiniz çıkarımını yapıyor, daha fazlasını gösteriyor.

İyi ve faydalı bir özelllik gibi görünüyor ama öyle değil.

2016’da o zaman aday olan Trump’ın toplantılarına, destekçilerini araştırmak üzere akademisyen olarak katıldım. İşim gereği sosyal akımları inceliyorum, yani araştırıyordum da. Sonra toplantılarından biri hakkında yazmak istedim, o yüzden de toplantıyı YouTube’da birkaç kez izledim. YouTube, beyaz ırk üstünlüğü ile ilgili radikallik seviyesi giderek artan videolar önermeye ve onları otomatik oynatmaya başladı. Eğer bir tane izlediysem, YouTube daha marjinal bir tanesini buldu ve onu da otomatik yürüttü.

Hillary Clinton veya Bernie Sanders ile ilgili içerikler izlerseniz, YouTube komplocu solcuları öneriyor ve oynatıyor, ondan sonra da gittikçe kötüleşiyor. Bunun yalnızca siyaset olduğunu düşünebilirsiniz ama değil. Bu siyasetle ilgili değil. Bu sadece insan davranışını anlayan algoritma.

Bir kez YouTube’ta vejeteryanlıkla ilgili bir video izledim ve YouTube vegan olmak hakkında bir video önerip oynattı. YouTube için hiçbir zaman yeteri kadar cüretkar olamıyoruz.

Peki aslında ne oluyor?

YouTube algoritması patentli, yine de şöyle olduğunu düşünüyorum:

Algoritma şunu fark etti ki; insanları etkilemek için onlara daha cüretkar videolar sunarsan, muhtemelen sitede daha fazla kalacak, o anlaşılmaz yola girerek ardı ardına video izleyecek, bu esnada Google da reklam sunacak. Hazır, işin etik kısmını önemseyen kimse de yokken, bu siteler, Yahudiler aleyhine paylaşım yapan ve onların parazit olduğunu düşünen radikal Yahudi düşmanları özelinde profilleme yapabiliyor ve reklamlarla onları hedeflemenizi sağlıyor. Ayrıca algoritmaları genişleterek, sizin için benzer kitleler bulup profillerinde bu tip, Yahudi karşıtı, aykırı içerik bulunmayan fakat algoritmanın bu tür mesajlara karşı duyarlı olabileceğini belirlediği kişileri yakalıyor ve onları da reklamlarla hedeflemenize izin veriyor.

İnanılmaz bir örnek gibi gelebilir ama bu gerçek. ProPublica bunu soruşturdu ve Facebook’ta bunu gerçekten yapabileceğinizi ortaya koydu. Facebook ilgili kitleyi genişletmede öneriler sunarak yardımcı oldu.

BuzzFeed bunu Google için denedi ve hızla anladılar ki bunu Google’da da yapabiliyoruz. Pahalı bile değildi. ProPublica habercisi bu kategoriyi hedeflemek için 30 dolar kadar harcadı.

Geçen sene Trump’ın sosyal medya yetkilisi kargaşayı sona erdirmek için gizli Facebook paylaşımları kullandıklarını açıkladı. İnsanları ikna için değil, hiç oy vermemelerini sağlamak için. Bunu yapmak için özel olarak hedef belirlediler. Mesela önemli Philadelphia kentlerindeki Afro Amerikalı erkekler, hatta tam olarak ne dediğini okuyacağım, "Görülebilirliğini siyasi kampanyanın kontrol ettiği böylelikle yalnızca görmesini istediğimiz insanların görebileceği herkese açık olmayan paylaşımlar. Bunu biz tasarladık. Bu, onun söz konusu insanları kazanma yetisini önemli ölçüde etkileyecektir."

Bu gizli paylaşımlarda ne var peki? Hiçbir fikrimiz yok. Facebook bize açıklamıyor. Facebook ayrıca algoritmik bir şekilde arkadaşlarınızın paylaşımlarını ve takip ettiğiniz sayfaları düzenliyor. Size her şeyi kronolojik olarak göstermiyor. Algoritmanın, sitede daha fazla kalmanızı sağlayacak şekilde kurduğu düzeni uyguluyor.

Bunun pek çok sonucu var. Facebook’ta birinin takipçiniz olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Oysa algoritma sizin paylaşımınızı asla onlara göstermiyor olabilir. Algoritma kimini öne çıkarırken kimini ortadan kaldırıyor.

Deneyler gösteriyor ki algoritmanın sizin için seçtikleri duygularınızı etkileyebilir. Bununla da bitmiyor; siyasi davranışınızı da etkiliyor.

2010 yılı orta dönem seçimlerinde, Facebook, ABD’deki 61 milyon insan üstünde daha sonra açıklanan bir deney yaptı. Bir grup insana "Bugün seçim günü" yazısı gösterildi, bu daha basit olandı, diğer bir gruba ise aynı şey, küçük bir farkla gösterildi: "Oy verdim" butonuna tıklayan arkadaşlarının küçük fotoğraflarının bulunduğu versiyon.

Bu kadar basit bir nüans. Değişen tek şey fotoğraflardı ve seçmen kütüğünce de onaylandığı üzere, bu araştırmaya istinaden yalnızca bir kez gösterilen bu paylaşım o seçimde 340.000 ek seçmen olarak sonuçlandı.

Şans eseri mi? Hayır. Çünkü 2012’de aynı deneyi tekrarladılar. O zaman, yalnızca bir kez gösterilen sivil mesaj 270.000 ek seçmen olarak geri döndü.

Hatırlatayım, 2016 ABD başkanlık seçimleri yaklaşık 100.000 oy farkıyla belirlendi. Yani Facebook kolaylıkla politikanız hakkında çıkarım yapabiliyor, siz bunu sitede hiç açıklamamış olsanız bile. Bu algoritmalar bunu oldukça kolay başarabiliyorlar.

Peki ya bu güce sahip bir platform bunu adaylardan birinin destekçilerini arttırmak için kullanırsa? Bundan haberimiz olur mu? Masum gibi görünen bir yerden başladık: Bizi takip eden reklamlardan… şimdiyse çok farklı bir yerdeyiz. Hem halk hem de vatandaş olarak, artık aynı bilgileri görüp görmediğimizi ve başkalarının ne gördüğünü bilmiyoruz ve ortak bir bilgi tabanı olmadan, adım adım, toplumsal tartışma imkansız hale geliyor ve biz bunun sadece başlangıç aşamasındayız.

Bu algoritmalar kolaylıkla insanların etnik özelliklerini, dini ve siyasi görüşlerini, kişilik özelliklerini, zekasını, mutluluğunu, madde kullanıp kullanmadığını, ailesinin durumunu, yaş ve cinsiyetini sadece Facebook beğenilerinden tahmin edebilir.

Bu algoritmalar, yüzleri kısmen gizlenmiş olsa da protestocuların kimliğini belirleyebilir.

Bu algoritmalar insanların cinsel yönelimini flört uygulamalarında kullandığı profil fotoğraflarından anlayabilir.

Tabii bunlar olasılıksal tahminler, %100 doğru olamazlar ama insanlar sadece bazı sonuçlar yanlış olduğu için bu teknolojileri kullanma arzularına direnmeyecekler bu da beraberinde bir yığın farklı sorun getirecek.

Devletlerin vatandaşları hakkında sahip oldukları müthiş miktarda veriyle neler yapabileceklerini düşünün.

Çin, insanları tespit etmek ve tutuklamak için yüz tanıma teknolojisini kullanıyor bile.

İşin acı kısmı şu ki biz, gözetlemeye dayalı bu otoriter altyapıyı yalnızca insanların reklamlara tıklaması için geliştiriyoruz.

Bu Orwell’in otoriter rejimi olmayacak. Bu "1984" değil.

Eğer otoriterlik bizi paniğe sürüklemek için aleni korku kullanacaksa hepimiz korkacağız ama bundan haberimiz olmayacak, nefret duyacağız ve karşı koyacağız.

Ancak mevki sahibi insanlar bu algoritmaları bizi sessizce izlemek, yargılamak ve dürtmek, sorun çıkaranlar ve asileri önceden tahmin etmek ve kimliğini belirlemek, üzerimizde ikna mimarisi oluşturmak ve tek tek bireyleri manipüle etmek için kişisel zayıf ve hassas noktalarımızdan yararlanarak kullanırlarsa…

Dahası bunu ölçeklendirip özel ekranlarımızdan çevremizdeki insanların ne gördüklerini bilemeyeceğimiz bir şekilde yaparlarsa, bu otoriter rejim bizi bir örümcek ağı gibi kıstırır ve biz yakalandığımızı bile anlamayız.

Facebook’un piyasa değeri yarım trilyon dolara yaklaşıyor. Bunun sebebi ikna mimarisi olarak harika çalışıyor olması. Ancak bu mimari yapı ayakkabı satıyor olsanız da aynı siyaset satıyor olsanız da.

Algoritmalar farkı anlamıyor. Reklamlara karşı bizi sabırlı kılmak için üzerimize salınan bu algoritmalar, aynı zamanda siyasi, kişisel ve sosyal bilgi akışımızı da düzenliyor ve bu değişmek zorunda.

Beni yanlış anlamayın, bize büyük fayda sağladıkları için dijital platformları kullanıyoruz. Facebook ile dünyanın her yerinden aile ve arkadaşlarımla görüşebiliyorum.

Sosyal medyanın, sosyal hareketler için ne kadar önemli olduğu hakkında yazdım.

Bu teknolojilerin dünyadaki sansür uygulamalarının üstesinden gelmek için nasıl kullanılabileceği üzerine çalıştım.

Facebook ve Google yöneticilerinin kasten ve kötü niyetli bir şekilde ülkeyi ve dünyayı kutuplaştırmaya veya radikalliği teşvik etmeye çalıştığını söylemiyorum.

Bu insanların yayınladığı pek çok iyi niyetli yazı okudum. Ancak bu konuda niyet veya ifadelerin bir önemi yok. Sorun, inşa ettikleri bu yapı ve iş modelleri… Sorunun kökeninde bu var.

Ya Facebook yarım trilyon değerinde dev bir yapı ve reklamlar bu sitede çalışmıyor, ikna mimarisi olarak faaliyet göstermiyor ya da etki gücü dehşet verici.

İkisinden biri.

Google için de aynısı söz konusu.

Peki ne yapabiliriz?

Bunun değişmesi gerekiyor. Basit bir formül öneremem çünkü dijital teknolojimizin çalışma şeklini yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Teknolojinin geliştirilme biçiminden, Ekonomik veya diğer alanlardaki teşviklerin sisteme taşınmasına kadar her şey…

Tescilli algoritmalar tarafından yaratılan şeffaflık noksanlığı, makine öğrenimi anlaşılmazlığının yapısal zorluğu, ve hakkımızda toplanmakta olan tüm bu gelişigüzel veri gibi meselelerle yüzleşmek ve bunların üstesinden gelmeye çalışmak zorundayız.

Bize büyük bir görev düşüyor. Teknolojimizi, yaratıcılığımızı, ve evet, siyasetimizi harekete geçirmemiz lazım. Böylece kişisel amaçlarımızda bizi destekleyen fakat insani değerlere de bağlı yapay zekâyı inşa edebiliriz.

Bunun kolay olmayacağını biliyorum. Bu terimlerin ne anlama geldiği konusunda bile kolayca anlaşamayabiliriz. Ancak sürekli ihtiyaç duyduğumuz bu sistemlerin nasıl çalıştığını ciddiye alırsak, bu konuşmayı ertelemek için hiçbir sebep göremiyorum.

Bu yapılar, bizim işleyişimizi düzenliyor ve ne yapıp ne yapamayacağımızı kontrol ediyor. Reklamla finanse edilen bu platformların çoğu ücretsiz olmakla övünüyorlar. Bu bağlamda, bunun anlamı şu: Satılmakta olan ürün biziz.

Veri ve dikkatimizin en yüksek ücreti veren otoriter veya demagoga satılmadığı bir dijital ekonomiye ihtiyacımız var.

Şu Hollywood sözüne geri dönmek gerekirse: Yapay zekâ ve dijital teknolojinin müthiş potansiyelinin çiçek açmasını elbette istiyoruz, fakat bunun olması için bu müthiş tehditle yüzleşmemiz lazım; gözlerimiz tamamen açık ve şimdi.

Rekabet Kurumu, Google’a Soruşturma Açtı

Rekabet Kurumu, Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti., Google International LLC, Google LLC ve Google Ireland Limited hakkında soruşturma açılmasına karar verdi.

Rekabet Kurumu’nun, Google soruşturması hakkında yaptığı açıklama şöyle:

Google’ın genel arama pazarındaki hâkim durumunu kötüye kullanarak çevrimiçi alışveriş hizmetleri pazarındaki rakiplerinin faaliyetlerini zorlaştırdığı iddiasını içeren başvuru üzerine yürütülen önaraştırma Rekabet Kurulunca karara bağlandı.

Önaraştırmada elde edilen bilgi, belge ve yapılan tespitleri 18.07.2018 tarihli toplantısında müzakere eden Rekabet Kurulu, bulguları ciddi ve yeterli bularak; 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ihlal edip etmediklerinin tespitine yönelik olarak;

  • Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti.,
  • Google International LLC,
  • Google LLC,
  • Google Ireland Limited

hakkında soruşturma açılmasına, 18-23/396-M sayı ile karar verdi.

Tam metin: http://quq.la/bk0rF

Unutulan Siyasi Sürgün: Edward Snowden

ABD gizli servislerinin dost ve düşmanlarını nasıl gizlice gözetlediğini ifşa eden Edward Snowden, beş yıldır Moskova’dan ayrılamıyor.

Edward Snowden, günlerce hatta haftalarca dünya basınının manşetlerinden inmemişti. Amerikan dış istihbarat servisinin bu eski çalışanı, gizli servislerin nasıl milyonlarca insanı gözetlediğini, bazen de yasalara aykırı şekilde veri topladığını ortaya çıkarmıştı. Üstelik bu, dost-düşman ayrımı yapılmaksızın, Almanya Başbakanı Merkel’den terör zanlılarına kadar herkese uygulanmıştı. CIA ve NSA için herkes şüpheliydi. Hatta kendi vatandaşları bile.

Oysa eski Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper, 2013 yılının Mart ayında yaptığı açıklamada, Amerikalıların verilerinin toplanmadığını söyleyerek, yeminli olduğu halde yalan ifade verdi. Hukuk devleti, gizli servisler için geçerli değildi.

Snowden, istihbarat servislerinin veri toplama çılgınlığının yanı sıra Facebook ve diğer teknoloji şirketlerinin müşteri verilerini hangi amaçlarla kullandığını da ifşa etti. İnsanlığın gözünü açarak pek çok akıllı telefon ve bilgisayar kullanıcısı için artık mahremiyet diye bir mevhumun kalmadığını gösterdi. “Büyük Birader” tarafından gözetlendiğimiz artık acı bir gerçek. Gerekçe ise tüm bunların vatandaşın menfaatine yapıldığı yönündeydi. Snowden, bunun böyle olmadığını ispat etti.

“SALLANDIRMAK LAZIM”
Snowden, ifşalarını yaparken, insanların hayatını ve devam eden istihbarat operasyonlarını tehlikeye atmamaya özen gösterdi. Bu nedenle de bildiği her şeyi basınla paylaşmadı. Ancak bu onu, ABD’li politikacıların sonu gelmeyen suçlamalarına hedef olmaktan korumaya yetmedi. Snowden’ı vatan haini olmakla itham ettiler.

Hatta ABD Başkanı Trump’ın şimdi güvenlik danışmanı John Bolton onu “Büyük bir meşe ağacında sallandırmak gerektiğini” savundu. Amerikan istihbarat teşkilatına bugüne somut olarak ne gibi bir zarar verdiğine dair herhangi bir cevap verilemedi. Ancak yine de ABD’ye dönmesi durumunda onu idam cezası tehlikesi bekliyor.

Şu anda da zaten pek dönecek gibi görünmüyor. Snowden konusu şu sıralar sakin. Amerikan güvenlik makamlarından kaçışı tam da Rusya’da son buldu. Devlet kademelerinin “Siloviki” denilen eski emniyet ve istihbarat mensupları tarafından kontrol edildiği, düşünce ve basın özgürlüğünün kısıtlandığı bir ülke olan Rusya’da “veri güvenliği” ise uzunca bir süre daha herhangi bir değere sahip olmayacak gibi görünüyor.

Snowden bunlara da gözlerini kapatmıyor ve Kremlin’i zaman zaman açık bir şekilde eleştiriyor. O ne bir vatan haini, ne de taraf değiştiren biri. O, sahile vurmuş ve unutulmuş bir siyasi takibat maruzu. Zira aralarında Almanya’nın da bulunduğu Batı ülkeleri ona siyasi sığınma hakkı tanımadı. Çünkü Avrupalılar ABD ile ters düşmek istemiyor. Buna “reel politika” adı veriliyor. Avrupalılar için ABD ile iyi geçinmek, dünya çapında demokrasi ve hukuk devletine büyük katkı sağlamış olan küçük ve cılız bir adama iltica hakkı vermekten daha önemli.

ETKİLERİ HÂLÂ SÜRÜYOR
Snowden’in gözlerden ırak bir şekilde Moskova’da yaşamını sürdürmesi, tarihin bir cilvesi olsa gerek. Ancak meselenin bir başka boyutu daha var: Malum, Donald Trump seçimleri kıl payı kazanmıştı. “Cambridge Analytica” adlı şirkete, seçimleri Cumhuriyetçiler lehine etkilemesi hususunda Facebook verilerinin yardımcı olduğunu da biliyoruz. Ancak bu verilerin sorumluluğunu kimse Trump’a yükleyemez.

Selefi Obama’ya ise şu suçlama yöneltilebilir: Snowden’ın ifşalarının ardından, vatandaşlarının verilerinin güvenliğini sağlamak için daha iyi tedbirler almalıydı. O zaman Cambridge Analytica’nın işi bu kadar kolay olmazdı. Bu takdirde ABD Başkanlık koltuğunda belki başka biri oturuyor olabilirdi. CIA’nin başında da Tayland’da Amerikalı ajanların yaptığı işkencelere gözetmenlik yapan bir kadın olmayabilirdi.

Kaynak: http://quq.la/uHPLf

Starbucks Kripto Para Piyasasına Giriyor

Starbucks, kripto para piyasasına girmek için yeni bir platform kuruyor. Bu platformda ICE ve Microsoft da yer alacak. Bu platformla birlikte, Starbucks mağazalarında kripto para ile alışveriş yapılabilecek.

Kahve şirketi olmanın ötesine geçen Starbucks, teknoloji odaklı yatırımlarına devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde sanal mağaza ile kahve alışverişi ve teslimatı için Alibaba ile ortaklık kuran şirket, bu kez kripto para girişimiyle gündeme geldi.

Starbucks, Microsoft, ICE iş birliği ile oluşturulan, Bakkt isimli yeni kripto para girişimi duyuruldu. Bu yıl Kasım ayında kullanıma sunulacak olan platform ile kullanıcılar kripto para kazanabilecek, saklayabilecek ve harcayabilecek.

Bu platform ile kullanıcılar Starbucks alışverişlerinde kripto para kullanabilecek. Günlük alışverişe odaklanılan Bakkt girişimiyle kripto para kartı çıkarılması da bekleniyor. Ancak kripto para kabul eden işletme sayısının az olması, böyle bir kartın ne kadar kullanışlı olacağı sorusunu beraberinde getiriyor.

Platform, özellikle bireysel kullanıcılara önemli yenilikler getirecek.

Kaynak: http://quq.la/AWT4Q

Blockchain Sektörü İstihdam Sağlıyor

Gün geçtikçe artan işlem kapasitesi ile blockchain sektörü, yeni bir istihdam alanı olarak karşımıza çıkıyor. Upwork’e göre blockchain sektörü 2018’in parlayan yıldızı oldu.

Dünyanın en büyük freelance ve homeoffice iş bulma sitesi olan UpWork, ABD’de 2018’in parlayan iş sektörünü açıkladı. Upwork, blockchain sektörü diğer 5.000 sektörü geride bırakarak zirveye oturmayı başardı. Ayrıca Google’ın blockchain sektöründe kullanılabilen programlama dili GO ise en önemli ilk 20 yetenek arasında kendisine yer buldu. Akıllı kontratların hazırlanmasına kullanılan Solidity ve Node.Js dillerine de dikkat çekildi.

Upwork, 2018’in ikinci çeyreği itibariyle blockchain’e olan talebin, yıllık bazda %3500 büyüme kaydettiğini açıkladı. Blockchain platformalarının kullandığı Telegram hesaplarını yönetmek için White Paper arayışında da ciddi bir artış görünüyor.

Şu anki değeri 2,5 milyar dolar olan Blockchain piyasasının, 2030’da 2 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.

Kaynak: http://quq.la/SIT46

Apple’dan Sürücüsüz Araç Projesi

Apple, geliştirdiği sürücüsüz araç projesinde büyük bir aşama kaydetti. Sızan bilgilere göre Apple’ın sürücüsüz araç üretimi esnasında uyguladığı testler ortaya çıktı.

Apple sürücüsüz araç projesinde bir hayli yol kat etti. Alınan bilgilere göre; araç yakın bir zamanda Kaliforniya sokaklarda test sürüşüne çıkacak. Apple konu ile ilgili gerekli olan izinleri aldı ve testler kısa süre içinde başlayacak.

Yeni bilgilere göre Apple Automated System isimli projeye ait belgeler ortaya çıktı. Belgelerin araç projesinin gelişim esnasındaki çalışma programına ait olduğu ifade ediliyor. Bu son derece önemli belgelerin detayları ise oldukça ilginç.

Dokümanda yer alan bilgiler, araçların test edilmesi için sürücülerin kullandıkları Logitech donanımlardan, sürücülük manevralarından ve ani gren gerektiren durumlarda nasıl tepki verilmesi gerektiği gibi önemli detaylara sahip.

Sürücüsüz Araç Ne Zaman Piyasaya Çıkacak?
Dokümanlarda yer alan bilgilere, her testin belli bir amaç taşıdığını belirtiyor. Araştırmalarda, testlerin ne zaman biteceği, ne kadar süreceği hakkında bilgiler bulunmamakta. Bu nedenle araçsız sürücüler ile ne zaman tanışacağımız hakkında tam bir bilgiye sahip olamıyoruz. Elektrikli araçlar çok yakında piyasaya çıkacak. Apple’ın ürettiği bu araçlarla ilgili bilgiler gelmeye devam ediyor.

Apple teknoloji piyasasında en büyük paya sahip olan firmaların başında geliyor. Geliştirdiği ürünler ile teknolojiye yön veren Aplle, bu hamlesi ile birlikte otomotiv sektöründe çığır açacak gibi duruyor.

Kaynak: http://quq.la/f5tu6

Siber Saldırganlar Yaz Tatili Yapmıyor

Yaz mevsimi, tatili ve dinlenmeye ayrılan zamanları çağrıştırdığı gibi bazı siber risklerin arttığı bir dönem olarak da dikkat çekiyor. Siber suçlular kullanıcıların parasını, finansal bilgilerini ve kimlik bilgilerini ele geçirmek istiyor. Eğer doğrudan para çalamazlarsa diğer bilgileri ele geçirerek karanlık ağda satışa çıkarıyorlar.

Giderek başarıları artan siber saldırılar nedeniyle siber suçların küresel maliyeti geçtiğimiz yıl 600 milyar doları aştı. Fortinet, kullanıcıların siber güvenliği tehlikeye atmadan yaz tatillerini geçirebilmeleri için çözüm önerileri sunuyor. Yoğun geçen uzun bir yılın ardından tatile gidip gündelik yaşamın telaşına ara vermek isteyen kullanıcıların yaz döneminde siber güvenlik önlemlerini ihmal etmemesi gerekiyor.

Siber suçların her yerde kullanıcıların karşısına çıkabileceğine değinen Fortinet Bölge Teknoloji Direktörü Melih Kırkgöz, “Dijital bir dünyada yaşıyoruz ve siber suçlar da bu dünyanın bir parçası. Dijital ortamda gezinirken temkinli olma dürtümüzü geliştirmemiz gerekiyor. Çocuklarınız ve siz, evinizde veya otel odanızda güvende olabilirsiniz, ancak tam da fiziksel dünyada olduğu gibi siber dünyada da hiçbir zaman yüzde 100 güvende değilsiniz. Her yeni alana açılmayla birlikte risk de artar. Ancak biraz daha dikkatli olup siber sağduyumuzu geliştirirsek, kullandığımız araç ve uygulamalar üzerinde daha dikkatli inceleme yaparsak; işte o zaman içinde yaşadığımız dijital dünya hızla daha güvenli hale gelebilir” dedi.

1. Güvenli Wi-Fi kullanımı
Kullanıcılar, yaz tatillerinde her yerde “bağlantıda kalmak” istiyor. Bu nedenle bazı durumlarda halka açık veya ortak wi-fi erişim noktaları kullanarak internet bağlantısı kurmayı tercih edebiliyorlar. Bu erişim noktalarının her zaman çok güvenli olmama ihtimalleri de var. Siber saldırganlar verileri çalmak için pek çok yolu deniyor. Halka açık erişim noktasına bağlanabiliyor ve ardından kendilerini o erişim noktasıymış gibi gösterebiliyorlar. Böylece kullanıcılar farkında olmadan bu noktalar üzerinden internete bağlanıyor. Ardından siber saldırganlar online alışveriş sitesi, banka, ev güvenlik sistemi veya kullanıcının o anda göz attığı tüm sitelerdeki verilere müdahale edebiliyorlar.

2. Daha güvenli şifreler belirlemek
Kullanıcıların yaptıkları en büyük hatalardan biri, tüm online hesaplarında aynı şifreyi kullanmaları. Çok sayıda farklı siteye üye olan kullanıcılar için, dolayısıyla her siteye özel farklı bir şifreyi akılda tutmak imkânsız olabiliyor.

Bu noktada iki seçenek mevcut. İlki, kullanıcının her hesabı için seçtiği kullanıcı adını ve şifresini saklayan bir şifre saklama uygulaması kullanmak. Böylece hatırlanması gereken tek şifre, bu uygulamanın şifresi oluyor ve gerisini uygulama hallediyor. Diğer seçenek ise, bir uygulama katmanı oluşturmak ve daha sonra her grup için daha karmaşık şifreler kullanmak.

Pek çok sosyal medya sitesi artık iki-faktörlü kimlik doğrulama özelliğini de destekliyor. Bu özellik, şifre girildikten sonra mobil cihazlara gönderilen bir kodun girilmesi gibi kimlik doğrulamanın başka bir yönteminin kullanılarak giriş yapanın kimliğini doğrulayan, böylece hesapların ve verilerin güvenliğini büyük ölçüde artıran ekstra bir güvenlik adımı olarak ön plana çıkıyor.

3. E-posta yoluyla ve web’de karşı karşıya kalınabilecek olası sahtekarlıkların farkında olmak
Kullanıcıların, öncelikli olarak kontrol etmeden e-postalarına gönderilen veya web sitelerinde yayınlanan ilanlardaki bağlantılara tıklamaması gerekiyor. Ne kadar cezbedici olursa olsun, kullanıcının tanımadığı birinden gelen bir e-postayı asla açmaması gerekiyor. Özellikle de nakit ödülü veya kullanıcının satın almadığı bir ürünün faturası gibi bir konu başlığı varsa bu e-postaların açılmaması gerekiyor. Ayrıca kullanıcıların tanıdığı kişilerden gelen e-postalara da göz atmak için bir dakikalarını ayırması tavsiye ediliyor.

4. Virüslerden ve zararlı yazılımlardan korunmak
Kullanıcıların, güvenilir ve iyi yorumlar alan bir zararlı yazılım önleme programı yüklemesi, bu programın sürekli güncel tutması ve düzenli olarak çalıştırılması önem arz ediyor. Hiçbir yazılım yüzde 100 etkili olmadığı için cihazların veya ağların taranmak üzere ikinci veya üçüncü bir güvenlik çözümü yüklenerek çalıştırılması da güçlü bir önlem olarak öne çıkıyor. (Birçok virüs koruma çözümünün ücretsiz online versiyonu mevcut veya kısa bir süre için ücretsiz demo kullanımına izin veriliyor.) Dizüstü bilgisayar veya masaüstü bilgisayar kullanan daha ileri düzeydeki kullanıcılar ise cihazlarında daha güvenli bağlantılar veya online alışveriş ve işlemler için kullanabilecekleri temiz bir sanal makineye sahip olmayı düşünebilirler.

5. Cihazların güncel tutulması
Bilgisayar korsanlarının kullandığı en başarılı saldırı vektörlerinden biri, zaten iyi bilinen ancak korunma önlemi alınmayan güvenlik açıklarını hedeflemektir. Cihazların geliştiricileri ve kullanılan uygulamalar, kullanıcıları bilinen tehditlerden korumak için tasarlanmış düzenli güvenlik güncellemeleri yayınlar. Bu güncellemelerin, kullanıma sunulduğu an vakit kaybetmeden yüklenmesi ve çalıştırılması gerekiyor.

6. Sosyal medya hesaplarının kontrol altında tutulması
Bilgisayar korsanları çoğu kez tıklanma ihtimalinin daha yüksek olduğu linkleri kullanıcıların önüne çıkarmak için kullanıcılarla ilgili bilgileri kullanır. Bu kişisel bilgilere sahip olmak için başvuracakları en yaygın ve kolay kaynak ise sosyal medya siteleridir. Bunu önlemenin en kolay yolu, yalnızca önceden seçilmiş kişilerin sosyal medya sayfalarını görmesine izin veren katı gizlilik ayarlarını yapmaktır.

Kullanıcıların seyahat ederken, sosyal sitelerde paylaştığı tatil mesajlarına bir sınır getirmesi de tavsiyeler arasında yer alıyor. Kullanıcıların gittikleri yerleri ve yaptıklarını herkesle paylaşması eğlenceli olsa da bu bilgiler kötü niyetli kişilerin bu durumdan haberdar olmasına sebep olarak tatilde olan kullanıcıların evlerinin soyulması riskini dahi ortaya çıkarabilir.

7. Kullanıcıların eğitilmesi
Bireysel olarak kullanıcıların siber farkındalıklarını artırmanın yanı sıra kullanıcıların bu bilgileri çocukları dahil yakın çevreleriyle paylaşmaları da siber güvenliği olumlu yönde etkiliyor. Böylece hem daha çok kişinin bilinçlenmesi sağlanmış oluyor hem de sosyal medya ortamında birbirine bağlı kişiler için güvenlik de artırılmış oluyor.

Kaynak: http://quq.la/FGGpX

Teknoloji Hakkındaki Yalan Yanlış Efsaneler

Instagram Hikayeleri

Instagram'da hikâyelere bakanlar listesinin tepesinde olanlar sizin profilinize en çok bakanlardır.

Yanlış

Çok insan böyle düşünüyor; ancak işin aslının bununla bir ilgisi yok. Instagram belli bir algoritmaya bağlı kalarak bu listeyi oluşturuyor ve arada değiştiriyor. Beğendiğiniz fotoğraflar, attığınız yorumlar bu listeyi oluşturuyor.

WhatsApp Engellemeleri

WhatsApp'ta bir kişiyi engellediğinizde size WhatsApp'tan asla ulaşamaz.

Yanlış

WhatsApp hesabını silip yeni bir hesap açarsa size ulaşabilir. Aynı zamanda grup sohbetlerinde de aynı grup içindeyseniz engelli olsa dahi yazıları size ulaşır.

Telefonu Şarj Etmek

Telefonunuz %100 şarj olduğunda fişten çekmemek cihaza zarar verir.

Yanlış

Telefonlar artık lithium-ion adlı sistemi kullanıyor. Bu sistem sayesinde telefonunuzun şarjı dolduğunda şarj cihazı prize takılı olsa da şarj dolmaz.

Sinyal Göstergesi

Telefonların sinyal göstergesi sinyalin gücünü gösterir.

Yanlış

Cihazlarda bulunan sinyal göstergesinin dolu olması, cihazın tam olarak çektiği ve yüksek performansta çalışabileceğini yansıtmaz. Sinyal azken, telefonun yeteri düzeyde çalışamayacağı, sinyal fazla iken, her yere arama yapılabileceği düşüncesi bütünüyle gerçeği yansıtmıyor. Baz istasyonuna yakınlık-uzaklık bu bağlamda kilit rolü oynuyor.

Instagram Dedektifçiliği

Instagram'da profilinize bakanları gösteren uygulamalar doğruyu söylüyor.

Yanlış

Instagram da Facebook da asla bu bilgiyi kimseyle paylaşmıyor. Bunu öğrenmenin hiçbir yolu yok; bu tip uygulamalara boş yere para vermeyin.

Chrome Gizli Pencere

Chrome'da gizli pencere açınca kimse hangi sitelere girdiğinizi göremez.

Yanlış

Bu da ciddi bir yanılgı. Tarayıcınızın gizli modunda internet sitelerinde gezdiğinizde yalnızca sizin arama geçmişiniz ve çerez bilgileriniz aktif olarak kaydedilmez.

Instagram'da Engelleme

Instagram'da birini engelleyip engelini hızlıca kaldırınca karşı taraf bunu anlayamaz.

Yanlış

Instagram'da birini engellendiğinizde karşı tarafa bildirim gitmez elbette; ancak sizin hesabınıza ait tüm yorumları ve beğenileri (like'ları) silinir ve bir daha geri gelmez. Bunu fark ettiğinde durum ortaya çıkar.

Bilgisayarları Kapatmak

Bilgisayarları her gün işimiz bitince kapatmalıyız.

Yanlış

Bilgisayarınızı her gün kapatmayın. Doğru sanılan yanlışlardan biridir. Olumsuz yanı; sürekli açık kalan bir bilgisayar fazla enerji tüketmesinin yanı sıra daha fazla ısınır.

Megapiksel Savaşları

Megapiksel değeri yüksek olan telefon daha kaliteli fotoğraf çeker.

Yanlış

8MP'lik bir kamera ile 12 MP'lik bir kamera arasında çok az bir fark bulunmaktadır. Bir fotoğrafın kalitesini, MegaPiksel değeri değil, kullandığı lens başta olmak üzere diğer etkenler de aktif olarak belirlemektedir.

Apple Şarj Kabloları

iPad şarj kablosu ile iPhone'ları şarj etmek zararlıdır.

Yanlış

İşin aslı, her iki cihaz da aynı şarj kablosunu kullanır. Buna, android cihazların benzer şarj kablosu kullanmasını örnek gösterebiliriz.

Apple Şarj Adaptörleri

iPad şarj adaptörüyle iPhone'lar daha hızlı şarj olur.

Doğru

Telefonunuzun batarya tam dolum süresini, iPad adaptörü ile şarj ederek yarı yarıya düşürebilirsiniz.

MacOS ve Virüs İlişkisi

Macbook'lara yani MacOS işletim sistemini kullanan Apple cihazlara virüs bulaşmaz.

Yanlış

MacOS işletim sistemine de virüs bulaşıyor tabii ki. Ancak en çok kullanılan işletim sisteminin Windows olmasından dolayı hacker'lar daha çok Windows işletim sistemine yöneliyor. Windows'ta daha fazla virüsün yer almasından dolayı insanlar MacOS'ta virüsün olmadığını düşünüyor.

Telefonları Yeniden Şarj Etmek

Telefonun şarjının tamamen bitmesini beklemeden yeniden şarj etmek zararlıdır.

Yanlış

Bu da lithium-ion sistemi ile ilgili doğru sanılan yanlışlardan biridir. Herhangi bir zararı yoktur. Telefonunuzu istediğiniz zaman şarj edebilir, istediğiniz süre elektriğe takılı olarak bırakabilirsiniz.

iPhone'lerde Ugulama Kapatmak ve Batarya Ömrü

iPhone'lerin batarya ömürleri, kapatılan uygulamalarla uzar.

Yanlış

iPhone'de, açıldıktan sonra kapatılan uygulamaların varlığı yalnızca, şarjın azalmasına ve içinizin rahat olmamasına neden oluyor. Şarj ile ilgili bir probleminiz olmadığı takdirde, acele bir biçimde uygulamaları kapatmanıza lüzum yok.

Bilgisayarlarda Uyku Modu

Bilgisayarı kapatmak yerine uyku moduna almak faydalıdır.

Yanlış

Bilgisayarınızın tüm programların kapatılması suretiyle dinlenmesi gerekir. Bir zorunluluktan ziyade, bir ihtiyaç olarak görülen söz konusu tercihin, bilgisayarın ömrüne yaptığı katkı yadsınamaz.

Uçak Modu ve Şarj Süresi İlişkisi

Telefonlar uçak modundayken daha hızlı şarj olur.

Doğru

Telefonunuz pek çok özelliğini kullanmadığından, telefonu uçuş moduna alıp şarja takarsanız daha hızlı şarj olur.

Son Yorumlar