ÖZGÜRLÜK YAZARLARI GÜNLÜĞÜ

Erin Gruwell sıradışı bir öğretmendir. Long Beach Woodrow lisesinde, entegrasyon öğrencilerinden oluşan çete üyesi, ırkçı bir sınıfta ders vermeye başlar. Ek işler yaparak öğrencilerine kitaplar alır, derse konuşmacılar çağırır ve ırkçılığın, soykırımın ne kadar kötü bir şey olduğunu müfredata ve okul yönetimine karşı gelerek anlatmaya çalışır. Ve değişim başlar. Farklı ırk ve renkten olan öğrencileri birlik ve beraberlik içinde birbirlerine bağlanır ve liseden mezun olurlar. Çoğu üniversitelere girme şansı elde eder. Öğrencilerin yazdığı günlüklere özgürlük yazarları günlüğü adını verir ve bu bir kitap olarak yayımlanır, aynı isimde bir film çekilir. Erin Gruwell eşi benzeri olmayan eğitim tekniği sayesinde kendi yolunu çizerek, çığır açmıştır ve tüm dünyada tanınan, saygı duyulan bir öğretmen haline gelmiştir.

Çeteler, ırkçılıkla ilgili gizli hesaplar, intihar bombacıları, kendi evleri dışına çıkmaya korkan halk, terör örgütleri, göz altılar, tehditler, silahlar, komşu ülkelere duyulan nefret ve ne yapacağını bilmeyip mecburen bir tarafı seçip kendini siper eden ve popüler deyimle birilerinin altına yatan on binlerce insan… Nasıl bir uğurdur anlamış değilim ama bu uğurda ölünce ölümsüz olacağını zanneden, yaşarken aslında ölü ve ölünce sadece çürüyecek, kurtlanacak ve kokacak, kahraman demeyelim de kahıradamların yaşadığı bir coğrafya. Hayır bir zafer yok ve olmayacak da ortada, bir savaş olsa bile. Pirus zaferi denilen şey tam da bu olsa gerek… Bir dünya düşünün yazar Stefan Zweig ve onun karısı Hitler’in hüküm sürdüğü adaletsiz dünyadan umudunu kesip intihar ediyor ve intihar etmelerine yol açan Hitler ve Hitler’in karısı da intihar ediyor.

Erin Gruwell’i böyle bir zamanda tanımam iyi bir tesadüf oldu galiba. Kimseye düşman değilim, kimseden nefret etmiyorum ve bu uğurda ki ne uğuru olduğunu hala anlamış değilim, kimseyi öldürmem ve de ölmem. Kimse bana istemediğim bir şey yaptıramaz, istemediğim bir hayatı yaşatamaz. Ben rengi, dili, ırkı olmayan bir homo saphiensim. Bu dünyanın bir parçasıyım. Ve benim olduğum kadar doğadaki her varlığın yaşama hakkı var. Kendimden olmayana saygı duyarım ve bu aslında kendime olan saygımdır.Hiçbir şeyden korkmuyorum, çünkü ne korkacak, ne de utanacak bir şey yaptım. Alnım açık, onurlu bir yaşam sürmeye çalışıyorum ve benden başka diğer tüm canlıların da yaşama haklarını, onurlarını korumaları için var gücümle çalışırım. Ben insanım, dünya üzerindeki en gelişmiş canlı benim, cani değilim.

Erin Gruwell bunları yaparken hep yalnız kaldı. Babası o okuldan ayrılması konusunda sürekli ısrarcı oldu. Kocası ise, kendini insanlara adayan bu kadını anlamak istemedi ve günün birinde bavullarını topladı ve evden ayrıldı.

Değişim istiyorsak yalnızlığa meydan okumalıyız ve yalnızlık ancak yalnız kalmayı göze aldığımızda, yalnızlığımızla yalnız kaldığımızda bavulunu toplayıp evimizden ayrılabilir. Hiçbirimizin pohpohlanmaya veya sırtımızın sıvazlanmasına gerek yok. Bir tek aynaya baktığımızda gördüğümüz kişi, bu dünyayı değiştirebileceğini bize kendi söyleyebilir. Ve biz değişiriz, ve dünya değişir. Belki Erin Gruwelller kocasından boşanır, ama Stefan Zweigler yaşar,yepyeni kitaplar yazar, Hitler yaşar ve kendini resim alanında daha fazla geliştirir ve hala kafasının bir köşesinde ölüm varsa da naturmort resimler yapar.

Son Yorumlar