F*CK SOCIETY

Oldukça sinir bozucu bir başlık. Daha ilk bakışta rahatsız ediyor. Ama ilginizi de çekti; kabul edin. Demek ki doğru yoldayım 🙂 Ayrıca o şekilde yazmamın bir nedeni daha var, İngilizce yazarsanız ceza almıyorsunuz 😉

Direkt Link: http://quq.la/mo260
VidiVodo Link: http://quq.la/odm9k
AkıllıTV Link: http://quq.la/rbkwa

Yazıya ve yazının ismine ilham veren şey, Mr. Robot dizisinden bir replik. Mevzu bahis repliği yukarıdaki linklerden birinden izlemenizde fayda var zira yazım, bu videodaki konu etrafında dönecek. Dijital dünyanın balon olan, insanları uyuşturan, yalanlar denizinde yüzdüren, narsistik tarafını ele alacağım. (Not: Yukarıdaki 3 link de aynı videodur. Telif hakları dolayısıyla video internetten siliniyor. Yedek olsun diye 3 farklı yere yükledim. Mutlaka birinden yakalarsınız.

Fuck Society 01
Mr. Robot dizisinde Elliot Alderson rolünü Rami Malek canlandırıyor.

Son dönemin en önemli dizilerinden olan Mr. Robot, daha ilk bölümü yayınlandığında iki sezon anlaşmasını yapmıştı bile. İzlemeyenler http://quq.la/9pqkq bağlantısından diziye başlayabilirler, ki şiddetle tavsiye olunur 🙂 Mr. Robot; gündüzleri sibergüvenlik mühendisi olarak çalışırken, geceleri kanunsuz bir hacker olan Elliot Alderson (Rami Malek) adındaki çekingen, utangaç, antisosyal, psikolojik sorunlarıyla mücadele etmeye çalışan genç bir programcıyı merkezine koyuyor. Toplumdaki yozlaşmaya dijital dünyanın sebep olduğunu düşünürken, bu yozlaşmayı yine aynı dünyanın argümanlarıyla düzeltmeye çalışıyor.

“Toplumda seni bu kadar hayal kırıklığına uğratan nedir?” sorusuna “Bilemiyorum… Hepimiz çocukların sırtından milyarlar kazandığını bilmemize rağmen Steve Jobs’un harika biri olduğuna inanmamız mı?..” cevabını veriyor. Günümüz dijital dünyasını şekillendiren en önemli kişiliklerinden biri olan Steve Jobs’u eleştiriyor. Biraz bunu deşelim şimdi…

APPLE HORTUMU
Apple… Dünyanın gidişini, kültürleri, dijital sektörü değiştirdi. İnsan odaklı teknoloji tasarımında çığır açtı. iTunes ile müzik sektörünü değiştirdi. iPhone ile bir devrin en büyük devi olan Nokia’yı bitirdi, internet alışkanlıklarımızı değiştirdi. iPad ile bilgisayar alışkanlıklarımızı değiştirdi, laptopların tahtını şöyle bir sarstı ve netbook adıyla başlayan saçma furyayı bitirdi. Diğerleri de Apple’yi takip ederken bu gösterilerin başrolünde hep Steve Jobs vardı. Teknoloji üretmekten daha ziyade, insan odaklı teknolojik tasarımlar şekillendirdi Steve Jobs. Örneğin; iPhone’nin hiçbir parçası sıfırdan Apple tarafından üretilmedi. Piyasadaki üreticilerden donanım tedarik edip bunlar birleştirildi.

Steve Jobs mühendislik eğitimi almamıştı. Çağımızın en önemli pazarlama ustalarından biriydi. Ve harika bir mühendis olan ortağı Steve Wozniak gibi etik değerlere sıkı sıkıya bağlı değildi. Beraber başladıkları yolda Woz’u bile dolandırmıştı Jobs. Piyasaya, iPhone gibi güzel bir ürün sunuldu. Fakat ürün “çok çok güzel, harika ötesi” algısıyla piyasaya pompalandı. Tanıtımlar tam bir şova dönüştü. Klişeler, ürünün paketlenmesine kadar yıkıldı. Kaliteli görüntü, sadelik, minimal yaklaşımlarla tüketici tavlandı. Ürünün pahalı satılmasıyla ulaşılması zor algısı oluşturuldu ve çekiciliği arttı. Her revizyonda, çok büyük değişiklikler yapılmadan küçük küçük yenilemelerle, fakat bunu da dev adımlarmış gibi sunarak, marka taze tutuldu. Bu liste uzar da gider… Evet, ürün güzeldi ama makyajlamayla, göz boyamalarla, abartılarla ve hatta yalanlarla bütün herşey “çok çok güzel” seviyesine yükseltildi. Peki ama ne uğruna?

Tüm Apple ürünleri (son nesil silindirik PowerMac’ler hariç) Çin’deki anlaşmalı fabrikalarda üretildi. Çin’de kötü şartlarda çalıştırılan oldukça fazla sayıdaki çocuk işçiler dolayısıyla Steve Jobs suçlamalara maruz kaldı. Kendisi bu suçlamalara “Ben ürünümü üretiyorum, gerisi beni ilgilendirmez” gibisinden bir tavırla yaklaştı. Evet, Çin’de kötü şartlarda çocuk işçi çalıştırılması onun suçu değil ama o buna çözüm bulmak bir tarafa bunu umursamadığını da açıkça belirtti. Yani Apple, sömürdü. Fakirliği, fakir çocukları, küçük umutları sömürdü. Tıpkı, ileri teknoloji sandığımız bu aldatmacaya bağımlı hale gelmemizle, cebimizdeki paraları legal yollarla çalarak, legal hırsızlık yaptıkları gibi…

Elliot repliğine şöyle devam ediyor:
“Ya da belki tüm kahramanlarımızın sahte olduğunu hissetmemizdir. Dünyanın kendisi bile büyük bir aldatmaca. Birbirimizi fikir gibi maskelediğimiz saçmalıklarla doldurmaktan, sosyal medyada samimiyet taklidi yapmaktan başka ne yapıyoruz? Hileli seçimlerimizden değil; mal, mülk, paramızdan bahsediyoruz.”

SOSYAL MEDYA ARTIK BİR DİN
Sosyal medya da payına düşeni alıyor. Kesinlikle haksız değil bu konuda. Dijital dünyada en fazla defektin yaşandığı alan sosyal medya. Tamamen amacından çıkmış, bireysel güvenliğin olmadığı, narsizmin ve hormonlu özgüvenin tırmandığı, gerçeklik algısının neredeyse yok olduğu, samimiyetten uzak, devletleri bile tehdit edebilecek büyüklükte bir istihbarat servisi… Hatta bir adım öteye giderek ortamı biraz daha gerelim. Neredeyse 2 milyarlık kitlesiyle bir “DİN” artık sosyal medya. Kocaman bir defekt…

NARSİZM KLANI
Artık hangimiz ilkokul arkadaşlarımızı bulmak için Facebook’a giriyoruz? Mirc, MSN Messenger, ICQ zamanlarını hatırlayın… Ergen dönemlerde erkeklerin kız tavlamak için kullandığı bu ortamlarda, karşı taraftan fotoğraf isteyemezdiniz çünkü kızlar paylaşmazdı fotoğraflarını 🙁 🙂 Şimdi ise çarşaf çarşaf tüm dünyaya açıyoruz mahremimizi kızlı, erkekli… Kültürler, algılar, yaşamlar değişti ama kötü tarafa daha çok evrildi. Kendimizi afişe etmekten hiç çekinmiyoruz ve bu bizi artık tatmin eden tek şey oldu neredeyse. Hep en yakışıklıyız, en güzeliz, en doğru konuşanız, en şefkatliyiz, en sevimliyiz, en ahlaklıyız vs… Ünlü olma stresi içindeyiz. Kendimizi artık o kadar çok afişe ediyoruz ki mahremiyetin, ahlakın, güvenliğin hiçbir önemi kalmadı. Sonucunda hepimiz, Narsizm Klanı’na üye olabilmek için potansiyel adaylar haline dönüştük.

YALNIZLIK HASTALIĞI
Basit bir düşünce… Gelişmiş bir sosyal yaşantısı olduğu bilinen maymunlar, birkaç düzine bireyden oluşan küçük gruplar halinde organize olurlar. Bu grupların her birinin büyüklüğü sınırlıdır. İşleyebilmeleri için, gruptaki her bir bireyin diğerini iyice tanıması gerekir. Gruplardaki ortalama birey sayısı 20-50 arasında değişir. Bir gruptaki maymunların sayısı belli bir eşiği aşınca sosyal düzen bozulur ve grup, iki ayrı gruba bölünmeye meyilli hale gelir. Benzer bir durum insanlar arasında da görülebilir.

Dil ve dedikodunun keşfi, daha büyük ve düzenli gruplar inşa edilmesini sağladı. Sosyolojik araştırmalar, insanların kurabileceği en büyük doğal grupların kabaca 150 bireyden oluşabileceğini gösteriyor. İnsanların çoğu basitçe 150’den fazla kişiyi yakından tanıyabilecek yetenekte değil. Dolayısıyla günümüzde bile insan gruplarının sınırı 150 bireydir. İnsanlar sosyal canlılardır. Yalnızlık hissi onu delirtebilir. Ancak batılı ve modern dünya, bireyselciliği ön plana çıkarır. Bir birey; kariyer sahibi olmak, paraya sahip olmak, benlik saygısına sahip olmak ve tüketim miktarı gibi şahsi başarılarla ölçülür. Bu süreçte birçok insan bu başarıları gerçekleştirme ideali uğruna, sosyal ilişkilerini ve kendini kaybeder. Bireyler arasındaki sosyal doku zayıfladıkça, giderek artan sayıda insanın kendilerini “yalnız” olarak nitelemesi şaşırtıcı değildir. İşte bu nedenle yalnızlık, modern dünyanın en yaygın parçası haline gelmiştir.

YALNIZLIK İNOVASYONU
Bu sorunun olası nedenlerinden biri, çevrimiçi sosyal ağlardır. Vaktin nakit olduğu bir dünyada, yanlış anlamlandırılan “kişisel gelişim” olgusuyla birlikte çevremiz bizi daha da fazla başarılı olmaya baskıladıkça, sosyal yaşantımız bozulur ve her zamankinden daha talepkar hale gelir. Ve tabii bir de teknoloji var… Daha basit, umut dolu, optimistik her genç, sanal romantizme bağımlı hale gelecektir. Birey, sosyal yaşantımızı en etkili biçimde kontrol etmemizi sağlayan ve bize etkileyici bir platform sunan sosyal ağ içerisinde gizlenecektir. Ancak bu değişikliklerle ilgili fantezilerimiz her şeyimizi almaya başladı. Arkadaşları, pullar gibi topluyoruz, nitelik ve nicelik arasında ayrım yapmıyoruz, arkadaşlığın derin anlamı ve yakınlığını internet sohbetleri ve fotoğraf paylaşımlarına değişiyoruz. Bunu yaptığımızda, yalnızca birbirimize bağlanmak uğruna iletişimimizden oluyoruz. Bu yüzden çelişkili bir durum yaratılmış oluyor. Çok arkadaşımız olduğunu iddia ediyoruz; ancak aslında yalnızız. Peki iletişim kurmakla ilgili sorun nedir?

Gerçek, zamanlı olarak meydana gelir ve ne diyeceğini kontrol edemezsin. Kritik olan da budur. Mesajlaşmak, e-postalaşmak, duvara yazma vs… bunların tümü kendimizi istediğimiz gibi göstermemizi sağlar. Kendimizi istediğimiz gibi değiştirebiliriz. Gerçek arkadaşlıklar kurmak yerine, sonu gelmez kişisel promosyonlara takıntılı hale geliyoruz. İnternetteki saatlerimizi, kişisel profiller kurmaya, bir sonraki mesajımızdaki en uygun kelimeleri seçmeye, en iyi gözüktüğümüz fotoğrafları seçmeye harcıyoruz. Tüm bunlar, kim olduğumuzu en fazla istediğimiz şekilde göstermeye hizmet etmektedir. Teknolojiden daha fazla, birbirimizden daha az şey bekler olduk. Sosyal ağlar sadece yaptığımızı değil, kim olduğumuzu da değiştiriyor. Bunun nedeni, teknolojinin bize en savunmasız olduğumuz noktalarda çekici gelmesidir. Ve bizler savunmasızız. Yalnızız. Yakınlıktan korkuyoruz.

Sosyal ağlar bize üç tatmin edici fantezi sunuyor.
• Dikkatimizi nereye istiyorsak oraya çevirebilmemiz.
• Her zaman duyulabilmemiz.
• Asla yalnız olmak zorunda olmadığımız.

İşte bu üçüncü fikir, asla yalnız olmak zorunda olmadığımızı söyleyen fikir, aklımızı çelen temel fikirdir. Varlığımıza yeni bir biçim vermektedir. Bunu tanımlamanın en iyi yolu şudur: Paylaşıyorum… Öyleyse varım.

Teknolojiyi, kendimizi tanımlamak için kullanıyoruz. Düşüncelerimizi ve duygularımızı daha onları yaşarken bile paylaşıyoruz. Dahası, paylaşacak bir şeylerimiz olması için deneyimler uyduruyoruz. Böylece kendimizi hayatta hissediyoruz. Sürekli bağlı kalmanın, kendimizi daha az yalnız hissedeceğimiz anlamına geldiğini düşünüyoruz. Ama, tehdit altındayız. Çünkü tam tersi doğru. Eğer ki yalnız kalamıyorsak, tek bileceğimiz nasıl yalnız olabileceğimizdir.

Peki sosyal medyanın yarattığı tek defekt bu mu? Tabiki de hayır. Aile bağlarını zayıflatması, çoğulcu yaşamdan tekil yaşama geçişi alevlendirmesi, bireylere daha kolay yalan söyletmesi, bireyleri gerçek dünyadan kopartması vs… gibi patolojik durumlar örnek gösterilebilir. Fakat en önemli defekt, güvenlik sorunudur.

DİJİTAL İSTİHBARAT AJANSLARI
Sosyal medyanın önde giden iki elemanı var. İlki uzak ara önde giden Facebook, diğeri de ardından gelen Twitter… Bir de, daha tehlikeli olan bir gizli ajan var ki o da Google. Bu üç firmada, CIA ve FBI’nin son 50 yılda topladığı bilginin belki de yüzlerce katı bilgi var. Mesela Türkiye’nin siyasi eğilimlerini mahalle mahalle biliyorlar. Yani hükümet aleyhinde bir saldırı yapılıp ülke karıştırılmak istense, ellerinde altın değerinde veriler yığını var. Yakın zamanda acıklı bir şekilde şahit olduğumuz “Arap Baharı” adlı Amerikan oyunu, size bir şeyler düşündürüyor mu mesela?.. Neye gülüp neye kızdığımızı biliyorlar. Alışveriş eğilimlerimizi, etnik ve dini dağılımımızı, eğitim seviyelerimizi, cinsel tercihlerimizi, aile yapımızı vs… herşeyi biliyorlar. Bu, paha biçilemeyecek bir bilgi. Ve tabiki de bu bilgiler kimse ile paylaşılamaz; yerseniz!..

“Günün birinde insanlar, arkalarında kalan bilgileri temizlemek için isimlerini değiştirmek zorunda kalacaklar.” (Eric Schmidt – Google CEO)

Peki biz ne yapıyoruz?!.. Bu gerçekleri görmezden gelip birbirimize samimiyet taklidi yapıyoruz. Herşeyimizi, sırf egomuzu tatmin etmesi için amaçsızca paylaşıyoruz. “1 hafta boyunca ailecek Antalya’dayız” gibi hiçkimseye katkısı olmayacak bir mesajı tüm dünya ile paylaşarak hırsızlara yol gösteriyoruz. Birilerinin olmak istediği gibi oluyoruz. Bize sunulan allı pullu çantayı hemen alıyoruz ama içinde bir bomba olabileceğini düşünmüyoruz. Gerçeklerin insana sorumluluk yükleyen tarafıyla değil de, uyuşturulmuş bir şekilde mutlu taklidi yapabilen tarafıyla yaşamak istiyoruz.

Peki neden?
Çünkü korkağız!..
F*ck Society!!!

Fuck Society 02

Gerçekten neyin peşindeyiz?.. Tüm bu gerçekleri görmezden gelerek belirli kişilerin belirli amaçlarına hizmet etmenin neresi haz veriyor bize? Rusya ile yaşadığımız krizi düşünün… Sizce gireceğimiz bir savaşta Rusya şimdiden Yandex golünü atmış durumda değil mi? Maça 1-0 önde başlamayacak mı? Yandex’in Rusya’ya, Google’nin Amerika’ya istihbarat sağladığını söylemek için uçuk düşünmeye, ileri entellektüel birikime, üst düzey araştırmalara gerek yok. Kendimizden verdiklerimizi iyi tartmalı, paylaştıklarımıza dikkat etmeli ve neyi kullandığımızı iyi bilmeliyiz.

Benim bilgilerim asla çalınmaz demeyin ve lütfen şu videoya bir bakın: http://quq.la/2z2yx

Sosyal ağlar arkadaşlarımızla bizlere sürekli temas halinde olabileceğimiz, beğendiklerimizi paylaşabileceğimiz bir ortam sunuyor. Fakat sosyal ağlar kişisel bilgilerimizi, paylaşımlarımızı, arkadaşlarımızı herkesin görebileceği ortamlardır. O yüzden bir kaç noktaya dikkat ederek sosyal ağlarda daha güvenli olabilirsiniz.

— Kişisel bilgilerinizi herkesle paylaşmayın.
Telefon numaranız
Ev, okul ve iş adresiniz
Doğum gününüz, yaşınız
T.C. kimlik numaranız
E-posta adresiniz

— Paylaştıklarınız şeyleri istemediğiniz kişilere kapatın.
Gönderilerinizi
Ailenizle ilgili bilgilerinizi
İlişki durumunuzu
İlgilendiklerinizi
Dini inanç ve siyasi görüşünüzü
Bulunduğunuz yeri
Size ait fotoğraf ve videolarınızı

— Tanımadığınız kişilerin arkadaşlık tekliflerini reddedin. Çünkü;
Tanımıyorsunuz
Niyetini bilmiyorsunuz
Zarar görebilirsiniz
Üzülebilirsiniz

— Güçlü şifreler oluşturun ve şifrenizi kimseyle paylaşmayın. Çünkü;
Sizin adınıza arkadaşlarınıza mesaj gönderebilirler, zor durumda kalırsınız
Profilinizde sizin istemediğiniz şeyleri paylaşabilirler
Profil resim ve ayarlarınızı değiştirebilirler
Profilinizi kullanan arkadaşınız olur, sorumlu ise siz olursunuz

İNTERNETTE ŞUNLARI PAYLAŞMAYIN
• Doğum tarihiniz ve yeriniz… Duvarınızda paylaşılan doğum günü tebriklerini okumak güzel olsa da gerçek doğum tarihi ve yerinizi paylaşarak dolandırıcılara davetiye çıkarmayın. Gerçek doğum gününüzden birkaç gün sonrasını tarih olarak girebilirsiniz.
• Anne kızlık soyadınız… Çoğu mecrada güvenlik sorusu olarak sorulan bu bilgiyi paylaşarak kendi güvenliğinizi tehlikeye atmayın. Ve bu bilgiyi saklamak sanılandan daha zor aslında 🙁
• Ev adresiniz… Paylaşacağınız bu detay, başta hırsızlar olmak üzere tüm diğer art niyetli kişilerin ekmeğine de yağ sürüyor.
• Tatil tarihleriniz… Tatile çıkacağınız tarihleri paylaşıyor olmanız, evinizin boş olduğu zamanları hırsızlara bildirmeniz anlamına geliyor.
• Durum iletileriniz… “Alışverişte” ya da “yemekte” gibi iletiler de evde olmadığınızı açık ediyor.
• Uygunsuz fotoğraflarınız… Profilinizdeki ırkçı, illegal ya da cinsel içerikli fotoğraflar işinizi kaybetmenize bile neden olabilir.
• İtiraflarınız… İnterneti, sırlarınızı anlattığınız bir yakın dost gibi görmekten vazgeçin çünkü gerçekten bu mecralar dost değil, tam tersine azılı birer düşmalar.
• Telefon numaranız… Bu bilginizi profilinizde paylaşmanız demek, istemediğiniz kişilerin telefon bilginizi öğrenebilecekleri anlamına gelebilir.
• Aile bireylerinizin adları… Bu da kimlik hırsızlığına neden olabilir. Bu yüzden fotoğraflarınızda ailenizden bireyleri etiketlemeyin. Bio kısmınızda soyağacınızı yazmayın.
• Tehlikeli davranışlarınız… Hiç aklınıza gelmeyebilir ama bunları paylaşmanız, sigorta şirketleriyle aranızı açabilir 🙂 Aynı mantıkla, yaptığınız kazalarınızı da yazmayın.
• Evinizin içi… Özellikle evinizdeki değerli eşyaları gösteren fotoğraflar, girişi, çıkışı, pencereleri gösteren fotoğraflar hırsızların işini kolaylaştırabilir.
• Profilinizin aramaya (indekslenmeye) açık olması… Google aramasında görünen profiliniz de sizin için bir tehlike unsuru. Yabancıların profilinizdeki temel bilgilere ulaşmasını engellemek için gizlilik ayarlarınızı gözden geçirin.

İŞİN BİR DE BİLİNMEYEN YÜZÜ MÜ VAR?
Buraya kadar bahsedilenler aslında işin legal yüzüydü. Yani internet mecraları sizin kendi isteğinizle paylaştığınız bilgileri alıyor, işliyor, sonuç çıkarıyor ve depoluyordu. Kötü niyetli kişiler sadece sizin yazdığınız verileri görebiliyordu. İradeniz sonucu gelişen bir olay olduğu için burada sanki çok da bir sıkıntı yok gibi görünüyor. Fakat ya iradeniz dışında sizlerden bilgi toplanabiliyorsa?.. Yani akıllı telefonlarınız üzerindeki mikrofon üzerinden ses kaydınız, kamera üzerinden de görüntü kaydınız alınıyorsa?..Tamamen sizin haberiniz olmadan, izniniz olmadan… Ex Machina adlı filmde bu konuya biraz değinilir. Oluşturduğu yapay zekalı robota gerçekçi yüz ifadeleri ve sesler verebilmek için, dünya üzerindeki tüm telefonlardan ses ve yüz görüntüleri topladığını yani tüm telefonları hacklediğini söyler tasarımcı. Yani haberimiz olmadan tüm mahremimizi dışarı açan telefonlar mı kullanıyoruz?.. Bu izinsiz, illegal veri toplamaları Apple, Samsung, LG gibi büyük üreticiler yapıyor mu?.. Yoksa bu bir aşırı paranoya mı?.. Yorum sizin…

Dilerseniz, Ex Machina filmini http://quq.la/3xrsa linkine tıklayarak izleyebilirsiniz.

SONUÇ OLARAK
Dijital dünyadaki her atılım, bireyin ve toplumun gelişmesine olumlu katkılar yapmalı. Aksi bir durum gelişme olarak nitelendirilemez. Bilinçli bir toplum anlık faydayı değil, gerçek doğruyu, sürekli faydayı ve etik olanı alıp kendi içerisinde yaşatmalı; zararlı olanı defetmelidir. İnsan, vahşi kapitalizmin elindeki bir silah değil, kalıcı mutluluklar eken bir çiftçi olmalıdır bu yeryüzü tarlasında…

Toplumun, her şeyin erişilebilir, kaydedilebilir ve bilinebilir olmasının ne kadar korkunç bir durum yarattığının farkında olmadığını düşünüyorum. Bunu kesinlikle gözden geçirmemiz gerekiyor.

Dilerseniz, ek olarak “Sosyal Medyanın Bireye Etkileri ve Toplumsal Hareketlerdeki Etkinliği” isimli makaleyi (http://quq.la/fhxel) okumak ve “İnternet ve Sosyal Medya Neleri Değiştirdi” isimli TED konuşmasını içeren videoyu da (http://quq.la/ngx68) izlemek isteyebilirsiniz…

Bu yazıyı, ister kaynak göstererek, ister kaynak göstermeyerek; dilediğiniz gibi kullanabilir, paylaşabilir, kopyalayabilirsiniz.

Bu Gönderiyi Beğendin mi?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

Son Yorumlar