Deniz, Rant ve Zehir…

Her gün önlerinden yürüyüp gittiğimiz, bazen görüp, bazen etmediğimiz, bir sektörden ve o sektörün bizlere yaşattığı acı reçeteden bahsetmek… Yine bu illegal sektörün, son 20 yıldır kıyılarımızdaki faaliyetleri neticesinde, denizlerimize vermekte olduğu, gizli tahribata dikkatinizi çekmek istiyorum.

Yazım süresince bu sektörün denizlerde yaratmakta olduğu kirliliğin oranlarını ve kıyı temizliğine vermiş olduğu geri dönülmez zararların boyutlarını, sizlerle paylaşacağım… Bir süre önce çocukluğumun geçtiği Bakırköy sahili çevresinde yapmış olduğum, yeni dönem fotoğraf çalışmalarım sırasında, yerinde gözlemlemiş olduğum bu sektörü, biraz daha derinden incelemeye karar verdim. Yaklaşık bir aylık bir inceleme, çevre esnaflarıyla sohbet ve gözlemin ardından, okuduğunuz bu yazıyı kaleme alma ve sizlerle paylaşma ihtiyacı hissetim. Yazımın belli bölümlerinde kendi deneyimlerimden, konunun taraflarıyla yaptığım kısa söyleşilerden, basın haberlerinden ve yakın çevremde gerçekleştirilen sosyal çalışmalardan örnekler sunmaktayım…

Bu amatör çalışmamı; doğaya ve insana dair duygularda okumanız ve kendi çevrenizle paylaşmanız dileği ile…

Kıyılarımızdaki Gizli Tehlikenin Farkında mısınız?
Kıyı şeritlerimizi mesken tutan ve umarsızca zehirleyen bu sektörün adı tüfek atıcılığı… Deniz kıyılarına gerilen iplere bağlanmış olan balonların, cam şişe, yumurta ve sigaraların havalı silahlarla vurulması ile yaşamımızda yer alan masum görünümlü bir sektör.

Daha doğrusu bu sektör üzerinden yaşamlarını sürdürenlerce icat edilmiş, illegal bir ticari faaliyet alanı…

Sadece denizleri ve kıyı şeridini kirletmekle kalmayan masum görünümlü bu sektör nedeniyle, her yıl onlarca yaralanmalı vaka meydana geldiği, emniyet kayıtlarında mevcut. Ülke ekonomisine hiçbir katkı sağlamayan ve tüm kazancı seyyar satıcılık sektörüne, vergisiz kazanç olarak dönen bu iş kolu neticesinde, binlerce ton kurşunun direk olarak denize dolduruluyor olmasından dolayı, kendi adıma üzgünüm. Umarım bu yazımı okuyan sizler ve vereceğiniz destek neticesinde kıyılarımızı bu sektörün vermiş olduğu zarardan beraberce kurtarabiliriz.

Yukarıda da belirttiğim gibi incelemelerim sırasında pek çok defa çevre esnafıyla ve tüfek attırıcılarla sohbet ettim.

Dilerseniz ilk olarak bizlere bu masum eğlencenin acı faturasını ödettiren tüfek atıcılarından biri ile gerçekleştirdiğim sohbetle başlayalım.

– Merhaba, Atış yapılan her şarjörde kaçar adet bilye mevcut?
– 16 adet var. Siz atış yapacak mısınız?
– Hayır, atış yapmayacağım… Sadece biraz saçma satın almak istiyorum. Bu arada aklıma gelmişken… Günde ortalama kaç şarjör bitiriyorsunuz?
– Gününe göre değişir ama hiç olmadığı günlerde 50 – 60 arası. Bazı günlerde bu sayı 100 – 150 civarında olabiliyor.
– Peki, bir şarjörü balonlara saydırmak ne kadar? [Saydırmak kelimesi dizilerden esinlenen tüfek attırıcıları tarafından türetilmiştir.]
– 5 Lira ama istersen 3 liralıkta saydırabilirsin. Sana kaç saçma lazım?
– Şu renkli olanlardan 3 liralık versen yeter… Peki, sadece Bakırköy sahilinde kaç tane tüfek atıcısı var dersiniz?
– Diğer bölgeleri bilemiyorum. Benim bildiğim sadece bu bölgede 9 atıcı tezgâhı var.
– İstanbul genelinde 200 yüz kadar tüfek atıcısı olduğunu duydum. bu sayı ne kadar doğrudur dersin?
– Genel sayıyı bilemem ama malzeme aldığımız yerlerden bildiğim kadarıyla 200 attırıcıdan fazla olabilir.
– Bu yerler için belediyelere kira ödüyor musunuz?
– Hayır, şimdiye kadar kimse gelip böyle bir talepte bulunmadı. Arada canı sıkılan polisler gelir ve bir – iki şarjör boşaltır giderler hepsi o kadar.
– İsteyen herkes tüfek attırıcı tezgâhı açabiliyor mu?
– Hayır açamaz. Ancak bir başkasına devredebilir. Bu kıyıdaki tezgâh yerleri 3000 ile 10.000 Lira arasında fiyatlara el değiştirebilir. Bunun dışında yeni bir tezgâh açılması söz konusu olamaz.
– Yaptığın bu işin çevreye verdiği zararların farkında mısın? Mesela sadece sen denize günde 1 kilodan fazla kurşun, civa ve pek çok zararlı maddenin dolmasına aracı oluyorsun. Bu durumun farkında mısın?
– Evet, farkındayım. Böyle bir iş yaptığıma bakma. Ben 1998 yılı İstanbul üniversitesi siyasal bilimler mezunuyum. Üniversitedeyken pek çok çevre eylemine katıldım. Bu durumun farkında olmasam ve çevreye değer vermeseydim, sizinle bu konuyu konuşmazdım. Bu işe geçici olarak başlamıştım ama kendi alanımda iş bulamayınca, mecburen devam ettim.
– 200 Atıcının günde denizlerimize 200 kilo bilye ve kurşun attırıyor olmasının sonucunda ortaya çıkan yıllık bilânço benim gözümü çok korkuttu… Sadece kurşunlar değil patlamış balon, sigara ve yumurta artıklarını da kayalıklarda bırakıyorsunuz. En azından bu konuda, yani geride bıraktığınız artıkların temizlenmesi konusunda, bir şeyler yapamaz mısınız?
– Bunu hiç düşünmedim desem doğru olur. Kışları dalgalar artıkları götürüyor ama yazları çevreyi biraz kirlettiğimiz doğru.
– Dalgaların götürdüğü dediğiniz atıklar, yine denize doluyor. En azından geceleri kısa bir temizlik yapsanız ve artıkları ortadan kaldırarak, kendi tezgâh bölgenizi temizleseniz…

Bu sözlerimden sonra tüfek atıcısının tavrı sertleşmeye başladı. Artık gergin ve kısa cümleler kurarak kendince sohbetin sonunun yaklaştığını hissettirmek arzusunu belli etmeye başladı.

– Ben bazı akşamlar temizliyorum.
– Peki, gazetelerden ve TV’den takip ettiğim kadarıyla pek çok yaralanmalı kazalar oluyor. Sen hiç böyle bir kaza yaşadın mı?
– Hayır, yaşamadım.
– Küçük yaştaki çocukların ilgisi ne oranda?
– En az büyükler kadar ilgililer.
– Sohbet için teşekkür ederim… Yaptığın işin çevreye verdiği zararların farkında olmandan dolayı mutlu oldum. Umarım, diğer tüfek atıcıları da senin kadar duyarlıdır.
– Bu işi isteyerek yapmadığımı bilmenizi istiyorum. Yaz, kış demeden burada durmaktan ve denizlerde bu kirliliği yaratıyor olmaktan, mutlu değilim. Geçindirmek zorunda olduğum bir ailem olmasa böyle bir işi asla yapmazdım.
– Seni anlıyorum. Sohbet için teşekkür ederim. Dedim ve saçmalarımı alarak yanından uzaklaştım.

Tüfek attırıcısıyla yaptığımız bu sohbetin ardından kıyıda yürümeye devam ettim. Zeytinburnu tarafına doğru birkaç tane daha tüfek attırıcısı var. Uygun olan biri ile sohbete devam edebilirim düşüncesindeyim. Bu düşünceler içerisinde kısa süre sonra, Kızılay’ın karşısındaki kayalıklarda tezgâhını açmış olan atıcının yanına ulaştım. Birkaç genç atış yapmaya hazırlanıyorlar. Sanırım birazdan iddialı ve son derece çekişmeli bir sahneye şahit olacağım. Bu gençlerin hepsi Bakırköy’ün dışından gelmişler kıyıda deniz havası almak isteyen kimseler. Yasalar gereğince, kıyı şeritlerini temiz tutmak ve doğal dengeye zarar vermemek koşuluyla! Kıyı şeridine yakın veya uzak oturan fark etmeksizin, tüm vatandaşların kullanımına açıktır. Bu gençlerde bu kamusal haklarını kullanan kimselerdi. Biraz sonra yapacakları iddialı tüfek ve havalı tabancalardan çıkan saçmaların, denizlerimize vereceği tahribattan, bihaberdiler. Yirmili yaşlardaki bu gençlerin tek ortak özellikleri, kendilerini birer dizi starı gibi görmeleri ve ellerindeki havalı silahları, onların tarzında kullanmaya çalışmalarıydı. Kıyıda bir kenarda durarak gençleri izlemeye ve konuşmalarını not almaya başladım. İlk şarjörlerini boşaltan [saydıran] gençler hemen hesaplamalarını yaptılar ve en fazla vuran arkadaşlarını tebrik ederek 2. şarjörlerini hedeflerine doğrulttular. Kimi Polat Alemdar, kimi Deliyürek isimli dizi karakterine bürünmüşler ve gerçek kimliklerini bir süreliğine de olsa unutmuşlardı. Tüfek attırıcısının verdiği gazla 3. şarjörlerini denize – hedeflerine saydırarak evlerinin yolunu tuttular. Uzaklaşan gençlerden kazandığı paradan mutlu olan tüfek attırıcısı yeni Deliyüreklerini ve Polat Alemdar’larını beklemeye başladı. Seyyar çaycıdan bir çay söyledim ve tüfek attırıcısını izlemeye devam ettim. Adam varlığıma aldırış etmeden tezgâhını düzenlemeye… Tezgâh çevresinde biriken gazı bitmiş tüpleri ve boşalmış şarjörleri kayalıklara fırlatarak çevresini temizlemeye! Başladı… Onun yapmış olduğu bu çevre temizliği anlayışının takdirini, sizlere bırakıyorum. Tezgâhını temizleyen adam gayet rahat bir şekilde kullanılabilir durumdaki boşalmış şarjörleri doldurmaya başladı… Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Ertesi gün için gereken tüm hazırlıklarını bitiren tüfek attırıcısı, kayalıkların üzerindeki patlamış balonları, parçalanmış çiğ yumurta ve sigaraların yaratmış olduğu kirliliği hiç umursamadan… Tezgâhını toparlayarak, evinin yolunu tuttu.

2007 Yılında hayata geçirilen İstanbul kıyıları temizleme projesinin kurucusu olan, değerli dostum Hakan Tiryaki ve ekip arkadaşlarıyla yapmış olduğumuz toplantıyı düşünmeye başladım. Kadıköy’de bulunan STH Derneğinde gerçekleştirdiğimiz toplantıların ardından, hayata geçirilmesine destek verdiğimiz; Sualtı temizleme harekâtı kapsamındaki “Bize deniz ozanı gerek!” isimli projeleri kapsamında yürütülen bu anlamlı çalışmada. İstanbul kıyılarından çıkartılan yüzlerce ton atığın depolanması ve sergilenmesi amaçlanmıştı. Gönüllü dalgıçların katılımıyla gerçekleşen bu çalışmanın her faaliyeti, İstanbul ve onun güzelliklerini anlatan bir yazarımıza – ozanımıza itlaf edilmişti.

1998 yılında gönüllü bir sosyal örgütlenme olan “Bakırköy doğa sporları derneğini “ kurmuştuk. O dönemde derneğimizin kentsel etkinlikleri sınıfında yer alan, benzeri bir deniz ve kıyı temizlemesi faaliyetimiz olmuştu. Bu faaliyetimiz süresince gönüllü dalgıç arkadaşlarımızca denizden çıkartılan atıkları, yine gönüllü katılımcılarımızın desteği ile kıyıda bir araya getirmiş ve sadece 5 saatlik bir çalışmanın ardından yaklaşık bir kamyon atığı bir araya toplamıştık. Projemiz kapsamında denizden çıkarttığımız bu atıklardan meydan getireceğimiz bir sanatsal tasarımı, sahil parkında sergilemeyi planlamıştık. Bu doğrultuda Marmara üniversitesi güzel sanatlar fakültesi ile temasa geçmiş ve bu çalışmamız için, teknik destek istemiştik. Üniversite bu çalışmamıza koşulsuzca destek vermiş ve tasarım için etüt çalışmalarına başlamıştı. O dönemki amatör duygularımızın verdiği cesaretle, çeşitli atıklardan meydana gelen bu tasarımımızın, insanlara bir örnek oluşturmasını hedeflemiştik. Ancak bu isteğimiz resmi kurumlardan gereken izin alamadı ve sahilde topladığımız tüm atıklar, belediye tarafından kent çöplüğüne taşındı… Kamu kurumlarının bu yönde olumsuz bir tepki vereceğini düşünerek, denizden çıkarttığımız tüm atıkları fotoğraflamıştık. O çalışmamıza ait olan fotoğraflar hala arşivimizde durmaktadır.

STH Harekâtının hayata geçirdiği “Bize deniz ozanı gerek!” isimli projesi kapsamında onlarca kıyı temizliği çalışması yaptığını ve bu çalışmalar sonrasında ortaya çıkan tüm materyallerin, fotoğraflanarak arşivlendiğini biliyor ve bu anlamlı çalışmaya her alanda destek vermeye devam ediyoruz. Sizlerde bu anlamlı çalışmaya denizden ve kıyıdan destek verebilir ve güzel kentimizin kıyı şeritlerinin korunmasına katkı sağlayabilirsiniz. http://www.sth.org.tr/ Umarız STH Gibi sosyal çalışmalar tüm ülkemizde yaygınlaşır.

2001 yılında doğa sporları derneğimizi kapattık. Derneğin kuruluşunda yer alan pek çok arkadaşımızla sosyal çalışmalara destek vermeye devam ettik. O yıllarda aktif gönüllü arayışında olan deniz temiz projesine imkânlarımız ölçüsünde katılımcı olmuştuk. Kıyılarımızdaki kirliliğin temizlenmesine büyük ölçüde katkı sağlayan bu proje sayesinde binlerce ton atık denizlerimizden çıkartılmış ve ayıklanan bu atıklar ekonomiye kazandırılmıştı. http://www.turmepa.org.tr/ Kısa adı Turmepa olan bu çalışma varlığını günümüzde de devam ettirmekte ve sizler gibi gönüllülere ihtiyaç duymaktadır. Bir gün yaşadığınız kentin doğal güzelliklerini korumaya dair bir istek hissederseniz turmepa’nın kapısını çalın. Derneğe vereceğiniz pozitif enerji sonucunda birbirinden anlamlı projelere beraberce imza atacağınızdan eminim.

Tezgâhını temizleyip tüm atıkları kayalıklara savurarak evinin yolunu adamdan, biraz daha ileride tezgâh kurmuş olan diğer tüfek attırıcısının yanına geldim. Diğerlerine göre daha küçük olan bu tezgâhın sahibi yaşlı bir amcaydı. Kendisine yaklaştığımı gören bu yaşlı amca birden doğrularak şarjörünü taktığı havalı tabancayı bana uzatırken.

– Normalde 5 Lira ama sen 3 liraya tümünü saydırabilirsin. Dedi.
– Üzgünüm ama ben atış yapmayacağım. Bana şu saçmalardan 5 liralık satar mısın dedim.
– Tabi vereyim. Evde silahın mı var. Saçmaları kendi silahında mı kullanacaksın? Diye sordu.
– Hayır, silahım yok. Fotoğraf çekimlerimde kullanacağım. Dedim.

Tüfek attırıcısı çeşitli renk ve şekillerde olan saçmalardan oluşan 100 gram kadar saçmayı bana uzatırken;

— 17 yıldır buradayım ilk defa böyle bir istekle karşılaştım. Dedi.
— Bende ilk defa böyle bir alış veriş yaptım… İyi geceler. Diyerek tüfek attırıcısının yanından ayrılarak evimin yolunu tuttum. Sabahın ilk ışıklarına kadar notlarımı düzenledim ve tüfek attırıcılığı sektörünün denizlerimize ve kıyı şeritlerimize verdiği geri dönülmez kirliğin rakamsal boyutlarını hesapladım. Ortaya çıkan rakamların büyüklüğü karşısında paniğe kapıldım ve hata yapmamak için, aynı hesapları tekrar tekrar yaptım. Sabahın ilk saatlerinde ortaya çıkan aşağıda ki acı bilânço karşısında karşılaştığım tablonun özeti aşağıda.

Yılda ortalama olarak 200 x 365 = 7300 kilo saf kurşunu ve çelik bilyeyi denize dolduran tüfek attırıcılarının doğal dengeye verdiği geri dönülmez zarar… Maalesef bu rakamlarla bitmiyor. Yıllık 7300 Kiloya ulaşan bu rakamı 10 yılla çarptığımız zaman, sadece İstanbul kıyılarında 73000 kiloluk bir geri dönülmez, kurşun – civa ve plastik atığının denize dökülüyor olmasına aracı oluyorlar. Benim hatırladığım ve konuştuğum tüfek attırıcılarından öğrendiğim kadarıyla bu sektör 20 yıla yakın süredir faaliyetlerine devam etmekte. Bu tarihten bu yana ortaya çıkan ortalama 146000 tonluk kurşunun ve çelik bilyenin denizlerimize bıraktığı kirlilik oranını, hesaplamak dahi istemiyorum. Bu ürkütücü oranın üzerine patlatılmış balon, sigara, yumurta ve cam şişeleri de eklersek… Sadece bu sektörün yirmi yılda deniz ve kıyılarımıza bıraktığı atık miktarının 200.000 tonu aşmakta. Bu oranlar çok korkutucu bir tabloyu daha ortaya çıkartıyor. Denizlere dökülmekte olan bu kurşun ve bilyelerin kıyı şeritlerindeki midye ve kayalık alanlardaki balık türlerine verdiği zararın dışında, yani madalyonun diğer yanında, insanlarımıza da zarar verdiği gerçeği duruyor…

61084_1389478348311_3202592_n

Bildiğiniz gibi kayalıklarda yaşayan midye ve kıyı balıkları civa ve kurşun oranı yüksek sularda, bu zehirli kimyasallarla temas etmekteler. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi araştırma sonuçlarının da belirttiği gibi adı geçen zehirli kimyasallar, kıyı canlılarındaki kimyasal madde oranının normalin çok üzerinde oranlarda artmasına neden olmakta… Genelde daha kırsal bölgelerden kıyılarımıza gelen küçük çocukların ve gençlerin, kıyılarımızda denize dalarak, bu midyeleri topladığını ve yiyecek olarak tükettiğini yıllardır gözlemlemekteyiz. Bana göre en önemli tehlike işte burada yatmakta. Son derece masum görünen ve ekonomiye yarattığı kirlilik dışında hiçbir olumlu katkısı olmayan bu sektörün… Acı reçetesini maalesef toplum sağlığı tehdit altında alınan, bizler ödemekteyiz.

Oysa ne ülke sağlık sistemiz… Ne de toplumsal gelir düzeyimiz, ortaya çıkan bu toplum sağlığı riskini, ortadan kaldıracak yeterliliğe sahip değil.

Tamamen yaşadığım kente ve o kentin doğal dokusuna karşı kendimi borçlu hissettiğim, vatandaşlık bilincimin bir ürünü olan bu incelemem sonucunda, ortaya çıkan ve şahsıma acı veren bu tabloya… Sizlerin ve bu bölgelerden sorumlu olan kamu kurumlarının dikkatini biraz olsun çekebilirsem… Kendimi yaşadığı kente karşı olan vatandaşlık görevini yerine getirebilmiş, bir kentsever olarak görmeye devam etmenin, mutluluğunu yaşayacağım. Umarım bu amatör çalışmam yetkililerin ilgisini çekebilir… Sizlerin de desteği ile bu çevresel kirliliğin ve mali rantın önüne geçebiliriz.

Ben kim miyim?
Ben bir garip seyyahım… Bundan başka bir vasfım yok.

Yararlanılan Kaynaklar
http://eskiweb.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/427.pdf
http://www.internethaberoku.com/haber-Mehmet-Tekerin-tedavisi-suruyor-1071/
http://www.kirlisozluk.com/default.aspx?g=havali+tufek+ile+balon+vuran+kisinin+statu+atlamasi

Son Yorumlar